Yıldırım Demirören;
"Ben Beşiktaşlı'yım" diyen herkesin tepki göstermesi, fırsat buldukça istifaya davet etmesi gereken bir isim. Transferdeki savurganlığıyla kulübü kendisine borçlandırması bir yana; Beşiktaş'ın büyüklerimizden dinlediğimiz değerlerini koruyamadığı için.
Bu nedenle O'na gösterilen tepkilerin nedenini anlıyorum, bir konu haricinde.
Şu "Fenerbahçe'miz" meselesi hani.
Beşiktaş taraftarına göre Demirören Beşiktaş'ı es geçerek Fenerbahçe'yi sahiplendi.
Peki mesele gerçekten böyle mi? Yani zaten topun ağzında olan Demirören; sadece Fenerbahçe'yi korumak adına mı bu tür şiddetli tepkileri göze aldı. Ya da şöyle soralım; Demirören gerçekten zannettiğiniz kadar aptal bir adam mı?
Ne dedi Yıldırım Demirören? "Reyting uğruna Fenerbahçe'mizin adı kullanılıyor" dedi, "8 takım bu sürecin içinde" dedi.
Açıklama ve destek maksatlı yorumlar genellikle "Kulüpler Birliği Başkanı" sıfatını taşıdığı için böyle bir söylemde bulunduğu çizgisinde birleşti.
Şike soruşturmasında kayıtsız şartsız Fenerbahçe'nin karşısında olan kesim tarafından ise "Beşiktaş Başkanı bile kendi takımından çok Fenerbahçe'yi koruyor, Fenerbahçe el birliğiyle kollanıyor." dendi.
Yani laf yine döndü dolaştı "Fenerbahçe kollanıyor"a geldi. "Fenerbahçe'nin reyting uğruna adının kullanıldığını" belirten Demirören; burada da Fenerbahçe'yi ön plana çıkardı. Beşiktaş'ı ise "diğer 7 kulüp" arasına gizledi.
Sonuç olarak; taraftar-yönetim el ele; basın toplantılarında, sanal platformlarda, Ataşehir'de-Saracoğlu'nda bağıra çağıra "58. madde değiştirilemez" diyen Fenerbahçe; kamuoyunun gözünde yine "58. madde ile korunmak isteyen kulüp" haline getirildi.
Yöneticilerinin 58. maddedeki değişikliğe destek verdiği açık olan Beşiktaş'tan söz eden var mı? Peki 58. madde için yapılan değişiklik teklifi kabul edilseydi; ihale kimin üzerine kalacaktı? "İstemiyoruz" diyen Fenerbahçe'nin mi yoksa "İstiyoruz" diyen, ve bahane olarak da Fenerbahçe'yi gösteren Beşiktaş'ın mı?
Beşiktaşlı arkadaşlar; Yıldırım Demirören'e her şekilde tepkinizi gösterin. Ancak bu konuda kızması gereken sadece Fenerbahçe taraftarıdır. Çünkü Demirören; o toplantıda Beşiktaş'ın ismini dahi geçirmeden "diğer 7 kulüp" parantezinde Beşiktaş'ı korumuş, ve bunu Fenerbahçe'nin adını kullanarak yapmış, ortaya Fenerbahçe'yi atmıştır. Bugün dahi Beşiktaş da yargılandığı halde "kollama" geyiklerinin Fenerbahçe üzerinden yapılması; Demirören'in başarısının ispatıdır.
Kaldı ki değil Kulüpler Birliği; federasyon başkanı olsa dahi Fenerbahçe'yi savunmak; Demirören'e kalmamıştır. Çünkü "Demirören" dendiğinde aklımıza ilk gelen, geçmiş yıllarda Fenerbahçe'ye karşı gösterdiği düşmanca tutumlardır. "Ezik" türevinde hakaretler savurduğu demeçleridir.
Her şeyi geçtim, Papermoon oradadır. Orada yenen yemeğin tadı damakta ne kadar kaldı bilinmez ama;
Hesap halen ortadadır.
Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek
https://twitter.com/#!/pikuee
Bukalemun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bukalemun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Ocak 2012 Pazartesi
26 Ocak 2012 Perşembe
Temiz'lig Algınızı Sevsinler
İlginç bir süreç yaşıyoruz 3 Temmuz'dan bu yana. Gerçek anlamda futbolun temizliğini savunup adalet isteyenleri bir tarafa koyarsak; sürekli renk körlüğüyle dolu ve bilgisizce yorumlar görüyoruz şike soruşturması hakkında. Neler gördük, ne tiplerle tartıştık, kimlere dert anlattık. Cahilliğine mantıksızlık ekleyenleri mi sayalım; yoksa geçmişten kalan hırslarını "temiz futbol" kılıfına sokup kin kusanlardan mı dem vuralım?
Emek gaspına yeltenenleri gördük mesela; inşaat işiyle uğraşan yöneticilerin "inşaat" terimlerine yüklenip; kendi yöneticilerinin "demir"li telefon görüşmelerini görmezden geldiler. 300 bin türevinde rakamlar için "üfürükçü" açıklamalarına inanmadılar kendileri dahi; yine de yüzsüzce kupa istediler.
Kupa isteyen bakanlar, milletvekilleri gördük; hangi cesaretle, hangi yetkiyle böyle konuştuklarını anlamasak da yazdık hepsini bir kenara. Binlerle ifade edilebilecek bir oy potansiyeli için, milyonlarcasını riske ettiler.
Kendi teknik direktörü ve yöneticisi cezaevinde olduğu halde "şikeci Fenerbahçe" diyecek kafaya erişenleri gördük; ve "aklanın da gelin" dedikleri halde kutladılar tahliyeleri. Muhtemelen beraat zannettiler. Daha da komiği; "demek ki biz şike yapmamışız, bak bizimkiler salıverildi" diyenler oldu söz konusu kitleden; tahliye kararının zaten şikeyle suçlananlar için çıkarıldığını bilmeden kendilerini cümle aleme güldürdüler.
Göksel Gümüşdağ'ın sözlerine göre Holosko'yu kupa finali öncesi tehdit edip oynayamayacak hale getirenler; 7 aydır Emenike üzerinden yüklendiler.
Adnan Sezgin'in, 2007 yılında PFDK başkanvekili Recep Özcan'la yaptığı görüşmelerde, cezalara nasıl ayar çektiğini unutanlar; utanmadan "temiz lig" istediler. Ve Kadir Murat Yıldız'ın Oda TV'de Trabzonspor hakkında kaleme aldığı yazıya tepki veren Galatasaraylı'lar gördük; taraftarlığın ne kadar ucuzlaşabileceğini gösterdiler.
Ve basını gördük; söz konusu Fenerbahçe olduğunda eşgal fotoğraflarına kadar çarşaf çarşaf basıp, aleyhte bir güzel kamuoyu oluşturarak tarafsız kesime "aa, demek ki yapmışlar" dedirtmeyi başaranları; iş Trabzonspor'un tapelerine geldiğinde meslek ahlakını unutanları, kalemini satanları.
Bilen konuştu, bilmeyen konuştu.
Bize "tarla'yı açıkla kardeşim" diyenler oldu meselâ; ama biz tarla'lardan hiç kaçmadık, sürekli "adil bir soruşturma istiyoruz" diye bağırdık. Ama bize "tarla" diyen bir Allah'ın kulu; Tahir Kıran, Yusuf Turanlı, Fahri Tatan üçgenini ve tam ortasındaki İbrahim Akın'ı açıklayamadı.
Daha ilk günden, bir takım bilgilerin emniyet'ten nasıl; daha da önemlisi "neden" sızdırıldığına dair sorular sorduk; karşılık bulamadık.
"Hayatında top görmemiş Baransu, Rasim Ozan ne ara futbola el attı; bu adamlar Ergenekon&Balyoz safsatalarıyla cezaevine atılan insanları da ekranda linç etmiyorlar mıydı?" diye sorduk; diğer cemaat kaynaklı süreçleri hatırlattık; çıt çıkmadı, cevap alamadık.
Operasyonun neden seçim sonrasına bırakıldığından tutun da iddianame'deki çelişkilere kadar bir sürü sorumuz vardı; ama cahillik çaresiz bıraktı bu soruların muhataplarını.
Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nden men edenin UEFA olmadığını artık Trinidad&Tobago'dakiler dahi biliyorken; "Temiz olsaydınız UEFA sizi men etmezdi" diyen beyin ziyanları var memlekette. UEFA ve TFF'nin neden CAS davasında topu birbirine attığını bal gibi bilen; ancak mevzu Fenerbahçe olduğunda yüzsüzleşen sürüngenler var her yerde.
Cezaevindeki her insanın suçlu olmadığını bildiği halde "Aziz Yıldırım madem suçsuz, neden cezaevinde" diyecek kadar iğrençleşen var; ibretle izliyorum.
Evet, belki haddimi aşıyorum. Bilmemek ayıp olmasa dahi, bilmediği halde Fenerbahçe'ye yüklenenlerin cahilliklerini, mevzu Fenerbahçe'yken "şike" deyip, Trabzon ve Beşiktaş konusunda dilini yutanları bilerek, isteyerek aşağılıyorum. Ve Kızılay, hangi ara beyin dağıtmaya başladı, gerçekten bilmiyorum.
Kendisiyle çelişmek pahasına Fenerbahçe'ye saldıranları görüyor, ve karşımdaki renk cümbüşünü bir kere daha farkediyorum.
Taraftar ve yönetim olarak bağıra çağıra "58. madde değişmesin" dediğimiz halde bizlere 58. madde üzerinden yüklenenleri hatırlıyorum sonra; beyaz mendil sallayanlara bakıyorum.
Galatasaray tribünlerinin "Fenerbahçe kümeye" tezahuratları eşliğinde "şike"yi; hem de Ankaragücü karşılaşmasında protesto ettiğini görüyorum. Ve "ironi" kelimesi ete kemiğe bürünüyor Galatasaray tribünlerinde..
Temiz futbol kavramı bu seviyeye geldiyse; kapatalım dükkanı artık. Sokak arasında dahi yasaklansın futbol.
"Öldü" diyorlar ya hani; futbolun öldüğünü asıl şimdi anlıyorum.
Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek
https://twitter.com/#!/pikuee
Emek gaspına yeltenenleri gördük mesela; inşaat işiyle uğraşan yöneticilerin "inşaat" terimlerine yüklenip; kendi yöneticilerinin "demir"li telefon görüşmelerini görmezden geldiler. 300 bin türevinde rakamlar için "üfürükçü" açıklamalarına inanmadılar kendileri dahi; yine de yüzsüzce kupa istediler.
Kupa isteyen bakanlar, milletvekilleri gördük; hangi cesaretle, hangi yetkiyle böyle konuştuklarını anlamasak da yazdık hepsini bir kenara. Binlerle ifade edilebilecek bir oy potansiyeli için, milyonlarcasını riske ettiler.
Kendi teknik direktörü ve yöneticisi cezaevinde olduğu halde "şikeci Fenerbahçe" diyecek kafaya erişenleri gördük; ve "aklanın da gelin" dedikleri halde kutladılar tahliyeleri. Muhtemelen beraat zannettiler. Daha da komiği; "demek ki biz şike yapmamışız, bak bizimkiler salıverildi" diyenler oldu söz konusu kitleden; tahliye kararının zaten şikeyle suçlananlar için çıkarıldığını bilmeden kendilerini cümle aleme güldürdüler.
Göksel Gümüşdağ'ın sözlerine göre Holosko'yu kupa finali öncesi tehdit edip oynayamayacak hale getirenler; 7 aydır Emenike üzerinden yüklendiler.
Adnan Sezgin'in, 2007 yılında PFDK başkanvekili Recep Özcan'la yaptığı görüşmelerde, cezalara nasıl ayar çektiğini unutanlar; utanmadan "temiz lig" istediler. Ve Kadir Murat Yıldız'ın Oda TV'de Trabzonspor hakkında kaleme aldığı yazıya tepki veren Galatasaraylı'lar gördük; taraftarlığın ne kadar ucuzlaşabileceğini gösterdiler.
Ve basını gördük; söz konusu Fenerbahçe olduğunda eşgal fotoğraflarına kadar çarşaf çarşaf basıp, aleyhte bir güzel kamuoyu oluşturarak tarafsız kesime "aa, demek ki yapmışlar" dedirtmeyi başaranları; iş Trabzonspor'un tapelerine geldiğinde meslek ahlakını unutanları, kalemini satanları.
Bilen konuştu, bilmeyen konuştu.
Bize "tarla'yı açıkla kardeşim" diyenler oldu meselâ; ama biz tarla'lardan hiç kaçmadık, sürekli "adil bir soruşturma istiyoruz" diye bağırdık. Ama bize "tarla" diyen bir Allah'ın kulu; Tahir Kıran, Yusuf Turanlı, Fahri Tatan üçgenini ve tam ortasındaki İbrahim Akın'ı açıklayamadı.
Daha ilk günden, bir takım bilgilerin emniyet'ten nasıl; daha da önemlisi "neden" sızdırıldığına dair sorular sorduk; karşılık bulamadık.
"Hayatında top görmemiş Baransu, Rasim Ozan ne ara futbola el attı; bu adamlar Ergenekon&Balyoz safsatalarıyla cezaevine atılan insanları da ekranda linç etmiyorlar mıydı?" diye sorduk; diğer cemaat kaynaklı süreçleri hatırlattık; çıt çıkmadı, cevap alamadık.
Operasyonun neden seçim sonrasına bırakıldığından tutun da iddianame'deki çelişkilere kadar bir sürü sorumuz vardı; ama cahillik çaresiz bıraktı bu soruların muhataplarını.
Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nden men edenin UEFA olmadığını artık Trinidad&Tobago'dakiler dahi biliyorken; "Temiz olsaydınız UEFA sizi men etmezdi" diyen beyin ziyanları var memlekette. UEFA ve TFF'nin neden CAS davasında topu birbirine attığını bal gibi bilen; ancak mevzu Fenerbahçe olduğunda yüzsüzleşen sürüngenler var her yerde.
Cezaevindeki her insanın suçlu olmadığını bildiği halde "Aziz Yıldırım madem suçsuz, neden cezaevinde" diyecek kadar iğrençleşen var; ibretle izliyorum.
Evet, belki haddimi aşıyorum. Bilmemek ayıp olmasa dahi, bilmediği halde Fenerbahçe'ye yüklenenlerin cahilliklerini, mevzu Fenerbahçe'yken "şike" deyip, Trabzon ve Beşiktaş konusunda dilini yutanları bilerek, isteyerek aşağılıyorum. Ve Kızılay, hangi ara beyin dağıtmaya başladı, gerçekten bilmiyorum.
Kendisiyle çelişmek pahasına Fenerbahçe'ye saldıranları görüyor, ve karşımdaki renk cümbüşünü bir kere daha farkediyorum.
Taraftar ve yönetim olarak bağıra çağıra "58. madde değişmesin" dediğimiz halde bizlere 58. madde üzerinden yüklenenleri hatırlıyorum sonra; beyaz mendil sallayanlara bakıyorum.
Galatasaray tribünlerinin "Fenerbahçe kümeye" tezahuratları eşliğinde "şike"yi; hem de Ankaragücü karşılaşmasında protesto ettiğini görüyorum. Ve "ironi" kelimesi ete kemiğe bürünüyor Galatasaray tribünlerinde..
Temiz futbol kavramı bu seviyeye geldiyse; kapatalım dükkanı artık. Sokak arasında dahi yasaklansın futbol.
"Öldü" diyorlar ya hani; futbolun öldüğünü asıl şimdi anlıyorum.
Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek
https://twitter.com/#!/pikuee
2 Ocak 2012 Pazartesi
Oldum RengâRengâRenk..
Taraftar olmak, bir kulübe bağlanmak güzel şeydir. Aidiyet hissi, varlığınla verdiğin desteğin hazzı tarifsizdir. Ama dedik ya işte; “bir” kulübe bağlanmaktır aslolan. Misal arkadaşım, sen. Kimsin, nesin bilmem. Tek bildiğim bu ülkede geniş bir kitleye yayıldığın, ve “gerçek” taraftarların senden duyduğu rahatsızlıktır. Ve tutarsız hareketlerindir bunun en büyük nedeni.
Çünkü;
Sıcacık evinde, üzerinde siyah-beyaz eşofmanların varken, yöneticisi olduğun taraftar portalının girişinde Trabzonspor’a kutlama mesajı yayınlayan da sensin, takımınla maç yapmaya gelen Trabzonsporlu futbolculara “Lütfen bizi yenin” diyen de.
Takımının Galatasaray’la yapacağı maçtan 3 hafta önce “Umarım Galatasaray şampiyon olur” şeklinde demeç veren yöneticine destek veren de sensin; Galatasaray şampiyon olduktan sonra Florya’daki kutlamalara giden de.
Tüm bunları pişkinlikle yaparsın; ardından siyah-beyaz kaşkolu boynuna dolarsın. Tribünde “Beşiktaş’ım oley” diye bağırırken zerre utanmazsın.
Yalnız değilsin tabi ki, türevlerin de var. En yakın örnek de şike iddianamesinde adı geçen Trabzonspor’un taraftar yürüyüşüne katılan Galatasaraylı’lar. Sivasspor maçı için teklif edilen 300 bin doları “üfürükçü içindi” şeklinde açıklayıp “Temiz futbol” yürüyüşü yapanlar hani, ve destekçileri. “Saldır Galatasaray” asıl bu zamanlarda anlam kazanır onlar için; ki Galatasaray’ın kazanmasından ziyade, Fenerbahçe’nin kaybetmesidir nihaî hedefleri.
En önemlisi de, takdire şayandır cahillikleri. En basitinden sorsan; “Arkadaşım, madem iddianame ortada, neden basına dağıtılan kopyasında eksik sayfalar var, ek klasörler neden eksik” Şeklinde bir soru, mavi ekran verir. Tarif edemezsin yüzünde oluşacak rengi. Fenerbahçe lehindeki bölümlerin makaslandığından haberdar mıdır, bilinmez. Ancak cevap niyetine muhtemelen “gizlilik” der. Gizliliği bilir; ancak işine gelmeyen bir kavram olan masumiyet karinesini bilmez. Herhangi birinin aleyhinde kamuoyu oluşturma tekniğinin en büyük malzemesidir; sorgulama eksikliğinden ötürü. Ve Fenerbahçe düşmanlığıdır en belirgin özelliği, ne anlatsan fayda etmez.
Temiz futbol isteyen, kendi takımını adam gibi destekleyenler bir yana; diğerlerine önerilerim var, naçizane.
Hem Beşiktaş’ı, hem de Bursaspor’u tutup Trabzonspor’a sempati duyanlar; “re re re, ra ra ra” diyen Trabzonsporlu’lar; üstünde sarı-kırmızı forma, boynunda siyah-beyaz kaşkol varken Trabzonspor taraftarıyla birlik olup yürüyeduranlar;
Birleşin, kurun kendi takımınızı. Kirletmeyin daha fazla kulüplerinizin adını. Öyle de yetiyoruz size nasılsa, böyle de. En azından desteklediğiniz tek kulüp olsun sizin de. “Bukalemungücü” olsun kulübün adı, amblem zaten belli. Sizin gibi olsun formalarınız, gökkuşağı kıvamında, rengârenk. Ve hazır biz sizi veteriner hekim Niyazi Gül’e havale etmişken, O’nu da kulüp doktoru yapın, gitsin.
En güzeli de, senede 6 kere yenilip kahrolacağınıza, 2 kere yenilin Fenerbahçe’ye; işkence çabuk bitsin.
Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)