Emre Belözoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre Belözoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2012 Salı

Emre'nin Çocukluğuna İnsek..

Agresif, çirkef, kasti tekme atıyor, boğaz kesme hareketi yaptı, hakemlerin üstüne yürüyor, terbiyesiz, küfürbaz.. Emre Belözoğlu'nu; genellikle bu kelimelerle tanımlıyor bizim dışımızdakiler. Çoğu rakip taraftar kendi kadrosuna bakmaksızın sarfediyor bu sözleri, ki ağır hakaretlere karşı her daim savunsak da; agresifliği, küfürlü ifadeleri konusunda eleştirebiliyoruz biz de zaman zaman.



Ve Emre mevzusu çok saçma yerlere gidiyor çoğunlukla. Eleştirinin biçiminden ziyade eleştiren önemli bu noktada.

Beşiktaşlı'sına eyvallah,
Trabzonsporlu'suna eyvallah,
Hatta Menemenspor'lusuna kadar eyvallah..

Ancak filmlerdeki psikologların klişe tedavi yöntemidir, bilirsiniz. Emre'nin sıkıntılarını çözmek için çocukluğuna insek, koskoca bir "Galatasaray" gerçeği çıkar karşımıza. Ve buna rağmen, sergilediği davranışlar nedeniyle en çok Galatasaray taraftarları küfrediyor Emre Belözoğlu'na.

Bu durum, mantık katliamı değildir de nedir? Ergenlik ile yetişkinliğe adım atma arasındaki süreci Galatasaray'da geçirdiği halde; "çirkef" oluşundan dem vurarak Emre'ye saldıran Galatasaraylı'lar hangi zihniyettedir? Hadi altyapı faslını geçtim; 16-20 yaşları arasındaki dönemini Fatih Terim'in gözetiminde Hasan Şaş, Hagi, Bülent Korkmaz ve Arif Erdem'le geçiren hangi çocuk gelecekte sağlıklı bir birey olabilir?



Şu an ağzında küfürler yuvarlayan Galatasaraylı arkadaşım;

"Emre bizim sayemizde buralara geldi, biz yetiştirdik" diyorsan; her yönüyle kabul edeceksin. Yeteneklerini kimsenin inkâr etmediği Hagi'nin Emre için şans olduğunu söylüyorsan, olayın ruhsal kısmını da irdeleyeceksin. En önemlisi de tüm bunları yapmadığın halde utanmadan bir de "Fenerli değil mi, hepsi böyle" türündeki zırvalarla kafa ütülemeyeceksin.

Hepsinin ötesinde unutma ki; Emre Belözoğlu senin dilindeki bu sıfatları Fenerbahçe'ye imza attığı gün kazandı. Newcastle senelerinde ırkçılıkla suçlandığında destek verdiğin Emre; Fenerbahçe'ye imza attığı gün tarafından ırkçılıkla yaftalandı. En azından olayı küfre kelâma bağlayıp ağzındaki lafa eziyet etme. "Bize para kazandırmadan gitti, ezelî rakibimize imza attı ondan gıcığım" de adam gibi; konuştuğuna değsin.

Ve "küfürbaz" diye eleştirsen de, en azından herhangi bir hakemin suratına tükürdüğünü ya da ceza sahası içerisinde kendini yere attığını görmedim Emre'nin. Ama sen tüm bunlara rağmen olayı halen "Fenerbahçeli"liğe bağlıyorsan küçük bir tavsiye;

Nefes aldığında hemen bırakma. O oksijen içeride biraz dolansın, mevzu Fenerbahçe olduğunda hiç kullanmadığın yerlere de gitsin.

Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek

https://twitter.com/#!/pikuee

12 Kasım 2011 Cumartesi

Hak Ettiğinizi Duydunuz, Yaygara Yapmayın

Kötü oyun, facia bir skor ve tükenmeye yüz tutmuş umutlar, fakat mevzu bu değil. Bu yazının konusu sensin tribündeki arkadaşım. Volkan'ı ıslıklayan, Emre'ye küfreden, ilk defa da değil, defalarca bu rezilliği tekrarlayan "sen."

"Kötü oyun" dedin, "Gollerde hatası var" dedin meselâ, bu senin için geçerli bir nedendi.
Hiç alışkın değilsin zaten kötü kalecilere,

Her sene kaleci değiştiren senin takımın değildi sanki.
Daha önce kaç kere "keşke böyle bir kalecimiz olsa" diye dua ettin Volkan'ı seyrettikten sonra?
Ya da 3 tane attık da, Volkan yüzünden mi mucizelere bıraktık işi?

Fenerbahçe değil yani olay; takımının son 13 derbide 1 galibiyet alıp 2 de beraberlik kurtarabilmesi değil.
Senin takımın tel tel dökülürken Fenerbahçe'nin her yıl her dalda şampiyonluğa oynaması hiç değil.
Tamamen saha içi, renkler üzeri bir durumda, kimliğine bakmadan yaptın bu rezillikleri.
Hatalı gol yediğinde ıslıkladığın Volkan'ı, kaç kurtarışında alkışladın peki, içinden gelerek?
Kaç kere "Helal olsun" dedin, hissederek?
Emre'nin kaç golünde sevindin deli gibi, kuyruk acını unutup?
Ya da ilk defa mı alet ettin Milli takıma ezilmişliğini?

Sorun sadece "sahada olanlar" diyorsun, önemi yok(muş) ya renklerin,
Hırvatistan deplasmanında yok Arda; gördüğü sarıdan sonra ıslıklamaya maçan sıkmadı mı? Ayrım yapmıyorsun ya hani.
Hiç Hakan Balta'yı sorguladın mı meselâ, sol bekte neden başkası denenmez diye?
Peki ya Emre?
"Kötü oyun" kılıfına sığdırabilir misin yaptığın iğrençlikleri? Belçika maçında da penaltı kullanırken ıslıklamıştın hani.
"Karaktersiz"di sana göre onlar, doğru ya.
Fenerbahçe'de oynuyordu zaten Arda.
Avrupa maçında kafa, derbide yumruk atan, stadında güvenlik görevlisini hırpalayan.
Fenerbahçe taraftarına el kol hareketleri yapan.

Ya da Bülent, Hasan.
Dünya beyefendisiydi ya bunlar, ondan ıslıklanmadılar Kadıköy'de.
Yani Fenerbahçe taraftarının milli forma altında ayrım yapmaması değildi mesele.
Türk futbol tarihinde 2 tane "karaktersiz" futbolcu vardı zaten sana göre,
Biri Volkan, diğeri Emre.
Peki sen arkadaşım, ne kadar "adam"sın, ya da gram adam mısın?
Milli forma giymiş futbolcuları kendi hezeyanların yüzünden ıslıklarken hiç mi utanmadın?

Arda senin takımının ruhuydu, sahadaki "sen"di yani;
Peki Volkan'ın, Emre'nin sahadaki "biz" olmasını neden kabullenemedin?

Olay ligde verilen tepkiler değil, her şey karşılıklı.
Ama sen sapla samanı karıştırdın,
Ligde, kendi evinde vermen gereken tepkiyi milli müsabakaya taşıdın.
Kendi evin diyorum ya, o da ağız alışkanlığı.
Nasıl da hazmettin o stadda kulübüne edilen hakaretleri,
İki ıslık çaldın yalandan, sonra nasıl da sahiplendin Peşkeştepe'yi?
Gram emeğinin olmadığı stadı Milli maçta dahi kendinin sandın;
Sahi nasıl sattın milyon avrolara Ali Sami Yen'i?
Ama daha güzel bir isim alternatifi var artık, amacına da uygun hem;
TT Arena Fenerbahçe Kompleksi.
Hiçbir zaman hazmedemedin sen sarı-lâciverti,
Ve haysiyet kavramın zaten sınırlıydı, sıfıra düştü iyice.

"İçimizdeki hainler" teriminin vücut bulmuş halisin sen,
Ve gerçekten de hainlik akıyor o nursuz yüzünden.
"Adam değil" dediklerinin çeyreği kadar adam olabilseydin eğer,
Keşke biraz sağlıklı düşünecek bir beyne sahip olabilseydin ya da,
Ruhunu arındırabilseydin biraz pislikten.
Farkederdin Milli Takım olgusunun anlamını,
Anlardın Burak'ın, Arda'nın ya da Volkan'ın kırmızı-beyaz altında bir farkı olmadığını.
Şimdi Volkan'a, Emre'ye kızıyorsun ya hani, "Küfrettiler diye."
Senin söylediklerin farklı ya o kopasıca dilinle,
Yakın çekimde gördük söylediklerini, binlerce kez ağızlarına sağlık her ikisinin de,
Fenerbahçe taraftarına tercüman olmuşlardır, bir nebze de olsa içimizi soğutmuşlardır.
Siz yerli yersiz küfrediyorsunuz ya, Volkan ve Emre söylediklerinde haklıdır.

Hepsinin altında da imzamız vardır, böyle biline.
Ve sabredin, defalarca kez olduğu gibi yine sahada ağzınızın payını vermeye geliyoruz, çok az kaldı.
7 Aralık'ta görüşmek üzere.





Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek

https://twitter.com/#!/pikuee

14 Ekim 2011 Cuma

Devletin Stadı'nda Olanlar

Bazı oyuncular vardır; ağzıyla kuş tutsa rakipleri tarafından sevilmeyen, her hareketine tepki gösterilen, zaman zaman hakarete maruz kalan. Bu konuda en belirgin örnek olarak Emre Belözoğlu'nu gösterebiliriz. Türkiye'ye dönüş aşamasında Fenerbahçe'yi seçtiğinden bu yana tepkinin her türlüsüne alışmıştır. Keza Volkan Demirel de toplu şekilde edilen küfürlerin odak noktasındaki isimlerdendir.

Sezon başına kadar Arda Turan da Fenerbahçe taraftarları için benzer konumdaydı, ancak bir farkla. Arda, Galatasaraylı Arda'yken tepki görür; milli formayı sırtına geçirdiği anda ise alkış alır, coşkuyla desteklenirdi. Tıpkı Bülent Korkmaz gibi, Hasan Şaş gibi. Yani olması gerektiği gibi.

Ancak son zamanlarda ters giden bir şeyler var. Milli forma dahi bazı tepkilerin önüne geçemiyor. Kulüp düzeyindeki karşılaşmalarda hayal kırıklığına uğrayanlar; kendilerine bu hayal kırıklığını yaşatanlara karşı duydukları nefreti milli müsabakalarda dışa vurmakta sakınca görmüyor. Bir kısım medyanın bir takım hesaplarla servis ettiği dayanaksız haberler; bir kesime dayanak olmuş durumda. Kendi peşin yargılarına, araştırmadan, aslını astarını öğrenmeden söz konusu medyanın servis ettiklerini ekleyenler; tepkilerini akıl süzgecinden geçirmeden yansıtıyor.

Ezeli rekabet adı altındaki karşılaşmalarda hüsrana uğrayanlar, içlerini soğutabilmek için çareyi "selam vermedi" gibi basit bir bahaneyle milli takım kalecisine küfür etmekte arıyor. Yine aynı kişiler, içinde bulundukları hezeyanla "devletin" stadında milli takımlarının kaptanını ıslıklıyor. Hiçbir taraftar grubunun tamamını temsil etmediğini düşündüğüm bu tipler; kendi takımlarında oynamaları durumunda deyim yerindeyse tapacakları oyuncuları farklı nedenlerin arkasına sığınarak yerden yere vuruyorlar. Tepki gösterdikleri oyunculardan herhangi birinin bundan olumsuz etkilenip skora yansıyacak bir hata yapması durumunda ise cezayı ülke futbolunun çekeceği gerçeğini ise umursamıyorlar; ya da cehaletlerinden ötürü bundan bi' haberler.

Futbolun doğası gereği var olan rekabet nedeniyle her zaman birilerine tepki gösterilmiştir, gösterilecektir de. Ancak ne oldu da birileri bu kadar yer-zaman bilmeden ıslık çalar, fütursuzca küfür eder oldu? Yine aynı kişiler biriktirdikleri kini milli maçlarda yansıtacak düzeye nasıl geldi? Bu kadar kin, hangi ara birikti? Ve bu kişiler, bu denli sorumsuz davranarak taraftarı oldukları camiaların adını  daha ne kadar lekeleyecekler? Henüz iddianamesi dahi ortada olmayan bir davanın bir takım iddialarına sığınanlar; yargının görevini yapmasını beklemek yerine daha ne kadar "Emek" kavramına; alın terine saygısızlık edecekler?

Akil düşünen rakip takım taraftarları üzerlerine alınmasınlar ancak; tüm bu soruların cevabı, milli müsabakalarda yapılan tüm bu kepazeliğin nedeni "kuyruk acısı" olabilir mi?

Ve son olarak; "Bu acı üfleyerek söner mi?"

Onur İNAL

#sanasozyinebaharlargelecek

http://twitter.com/#!/pikuee

20 Haziran 2011 Pazartesi

Biz Neden Sektirmiyoruz?

Aslında bu yazıda ifade edeceklerim Türk futboluna özgü şeyler değil. Dünyanın her yerinde benzer, hatta daha ağır örnekleri olan bir konuda yazmak istedim. Ancak yapacağım değerlendirme büyük kulüpler bazında olacağı için burayla sınırlıyız.

 Konumuz ezelî rakiplerin kulüp değiştirmeleri, yani başka ezelî rakiplerine transfer olmaları. Ve bu konudaki son örnekler de Trabzonspor'dan Galatasaray'a transfer olan Selçuk İnan ve Ceyhun Gülselam.


Taraftarlar olarak illa ki bir şeylere duygusal bakıyoruz; bir futbolcuyu sahiplenirken onun "profesyonel" olduğunu, kazandığı parayla bir şekilde futbol sonrası hayatını kurtarması gerektiğini unutuyoruz. Ve dolayısıyla da bizde oynadıktan sonra rakibimize imza attığında kızıyoruz. Ancak ben seneler içerisinde şunu fark ettim ki tepki gösterdiklerimiz genellikle yerlerini doldurmakta zorlandığımız isimler. Yani gösterilen tepkilerdeki en büyük neden "kuyruk acısı".


Şimdi isterseniz örnekler üzerinden devam edelim; hangi takımın taraftarları, hangi futbolculara nasıl tepkiler göstermiş hatırlayalım.


Tümer Metin: Beşiktaş - Fenerbahçe


Emre Belözoğlu - Galatasaray - Fenerbahçe


Rüştü Reçber - Fenerbahçe - Beşiktaş


Tümer Metin'le başlayalım. Hatırlarsınız, Fenerbahçe'ye gelişi büyük olay olmuştu. Küfürleri, hakaretleri geçtim, olayı asker kaçağı olmaya kadar vardırmıştı Beşiktaş taraftarının büyük bir kesimi. Şimdi ben senelerdir Tümer konusunda tartıştığım her Beşiktaş taraftarına sorduğum soruyu yine soruyorum. 33 yaşına kadar askerlik yapmadan Beşiktaş'ta oynayan Tümer Metin; 2 günde nasıl kaçak durumuna düştü?  Böylesine saçma bir yorum nasıl yapılabilir? Ya da bu yönde pankartlar açan, sloganlar atan Beşiktaş taraftarları düştükleri aciz durumu hiç fark ettilermi? Geçelim.


Emre Belözoğlu; gelişine Fenerbahçe taraftarları dahi inanmakta uzun süre zorluk çekti. Galatasaray cephesinde ise hüzün ve öfke vardı. Kendilerinin de kadın akrabaları olduğunu unutan bir kısım haysiyet yoksunu maganda; Emre'ye her fırsat bulduklarında topluca küfürler etmekten geri durmadılar. Yolda tek başına gördüğünde imza isteyecek adamlar, Emre'ye milli takım kamplarında otobüse binerken uzaktan küfür ettiler. Para kazanmayı seçmesini bahane ettiler. Çoğunun ve çoğumuzun hayatımızda göremeyeceğimiz milyon avroları reddetmediği için suçladılar. Geçelim.


Ve Rüştü Reçber.. Fenerbahçe kulübünün 13 yıllık emektarı, kaptanı. Belki Fenerbahçe'den yüklü miktarda para kazanan ancak sayısız maçta da Fenerbahçe'yi kurtaran, aldığı parayı da kuruşu kuruşuna hak eden, biriydi. Kulübün adeta sembol isimlerindendi. Ne Galatasaray'da 4 sezon geçirmiş Emre'ye benzer; ne de 5 sene Beşiktaş'ta oynamış olan Tümer'e. Çünkü oynadığı zamanlar için Fenerbahçe demek, Rüştü demekti. Sakın bana "Tümer Türkiye'de başka takımda oynamam dediği halde Fenerbahçe'ye gitti diye kızıyoruz" demeyin. Rüştü'nün böyle bir demeç vermesine bile gerek yoktu; dile kolay 13 sene.


Ama gitti. Bir anda Beşiktaş'a imza attığını öğrendik medyadan. Şaşırdık, üzüldük, kimimiz tepki gösterdik. Ama bir gün olsun Kadıköy'de Rüştü'ye maç boyu topluca küfür edilmedi, yolda, şurda burda laf atılmadı. Evet kızdık, üzüldük ama yerini de doldurduk. Hani yukarıda bahsettiğim "kuyruk acısı" kavramı vardı ya; işte meselenin özü tam olarak budur.


Biz Rüştü'nün de, Nobre'nin de, Serkan Balcı'nın da, Kazım'ın da yerlerini bir şekilde doldurduk. Bizden gitmeleri ya da bizde oynamamaları futbolumuzu etkilemedi. Rüştü diğer örneklerin arasından sembol isim olması itibariyle sıyrılır, mevkisi dolsa da manevi yeri dolmaz. En azından buna saygı gösterdik.


Ama sizler her fırsat bulduğunuzda Tümer ve Emre'ye saldırdınız; medyaya yansıyan her olayda yargısız infaz yaptınız. Emre sakatlandığında "iyi olmuş" diyecek kadar ahlaksızlaştınız.


Şimdi eğer bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız kendinize sorun; neden sizlerin Emre ve Tümer'e gösterdiğiniz tepki Rüştü'ye gösterilmiyor? Siz mi çok sevdiniz? Yoksa biz mi yeterince sevemedik.. Düşünün ve lütfen fikirlerinizi yazın..


Saygılarımla..

dipnot: bu yazı; futbol extra dergisi 2011 ağustos sayısının 21. sayfasında "hempenaltihemgol" rumuzuyla yayınlanmıştır.