10 Eylül 2011 Cumartesi

Bu Ülkede Ufuk'lar Oldukça..


Beşiktaş ve Bursaspor arasında yıllardır süregelen gerginlik malumunuz. Olayları özetlemeye, gerginliğin çıkış noktasını anlatmaya gerek yok, bilen biliyor. Ve bu oldukça şiddetli devam eden rekabetin son perdesi, 2011 yılının Mayıs ayında sahnelendi. Bursa’da meydana gelen olaylar nedeniyle, Bursaspor – Beşiktaş karşılaşması henüz oynanmadan iptal edildi.



Bunun üzerine hatırlayacağınız gibi federasyon, Bursaspor seyircisine 3 karşılaşma için deplasman yasağı getirdi; ayrıca Bursaspor’un sahasında oynayacağı 5 maçın da tarafsız sahada seyircisiz oynanmasına karar verdi. Ardından Bursaspor’un yaptığı itirazı değerlendiren Tahkim kurulu, söz konusu cezayı 6 maça çıkarttı.



Buraya kadar herhangi bir problem yok, hatta “Döner Bıçaklarıyla Dalalım Abi” isimli yazımda cezayı hafif bulduğumu da nedenleriyle birlikte belirtmiştim. Bursaspor, totalde 6 maç seyircisiz oynama cezasını kapsayan karşılaşmalardan birini geçen sezon oynadı. Ve sıkıntı buradan sonra cereyan ediyor; geriye kalan 5 maçlık ceza, Türkiye Futbol Federasyonu tarafından 24 Ağustos 2011 tarihinde iptal edildi. Konu ile ilgili sportif eleştirilerimi söz konusu yazıda dile getirmiştim.



İşin adlî kısmına gelince; olaylara karışanlar, polis de dahil birçok insanın yaralanmasına neden olanlar serbest bırakıldı. Tutuklanan 28 kişiden, 12’si Perşembe, 16’sı ise Cuma günü tahliye edildi. Serbest kalanlar, aileleri ve arkadaşları tarafından coşkuyla karşılandı.



O coşkuyla karşılananlar arasından medyada en dikkat çeken isim ise; sizin de gördüğünüz gibi olay günü çekilen fotoğrafta elinde pala ile görüntülenen Ufuk Erden oldu. Arkadaşları, fotoğrafta görülen palalı cengâveri “Hepimiz Ufuk’uz” sloganlarıyla karşıladılar.



Ve şimdi serbest kalan Ufuk’lar, ve kendileri gibi olan arkadaşları yeniden tribünlerde olacak, yine canları sıkıldığında ellerindeki alet-edavata ya da sayıca çokluklarına güvenip millete delikanlılık taslayacak. Ve biz de, Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe giren şiddet yasası, tribünlerden bu tür magandaları temizleyecek diye sevineceğiz.




Ufuk’lar cezalarını çekmeyecek, serbest kaldıklarında “Hepimiz Ufuk’uz” sloganlarıyla karşılanacak, ve sporumuz temizlenecek. Kimse kusura bakmasın ancak bu ülkenin spor faaliyetlerinden şiddeti temizlemek için ilk yapılması gereken Ufuk’ları toplumdan temizleyip “adam” etmektir.




Çünkü bu ülkede Ufuk’lar oldukça; şiddet de bitmez, iptal edilen maçların da sonu gelmez. Ve Fenerbahçeli'lerin Efes'li oyunculara saldırması, Galatasaraylı'ların çocuk yaştaki futbolcuları darp etmesi, Beşiktaşlı'ların Kadıköy'e gelirken metrobüs duraklarına zarar vermesi gibi daha çok rezillik izleriz.



Gönül verdiği renkler, tuttuğu takım hangisi olursa olsun; tüm Ufuk'ların önce spordan, sonra toplumdan temizlenmeleri dileğiyle..



Saygılarımla.



Onur İNAL



Merak edenler varsa; “Döner Bıçaklarıyla Dalalım Abi” http://my.sporx.com/blog/?action=read&id=7646






#sanasozyinebaharlargelecek




9 Eylül 2011 Cuma

Bir Tek Bunu Mu Bilmiyordu?


Başlamadan önce; bu yazının amacı Ahmet Çakar’ı övmek ya da yermek değildir.




Kim olduğunu, neler söylediğini, sivri demeçlerini hepimiz biliyoruz. Ancak Twitter’da yazdıklarıyla son günlerin en çok konuşulan isimlerinden biri olmayı başardı Ahmet Çakar. Detaya girmeye gerek yok, o da farklı bir yazı konusu olsun ancak özetle; Galatasaray’ın 1993 yılında Şampiyonlar Ligi elemesinde karşılaştığı Manchester United’ı İstanbul’daki karşılaşmada şike yaparak elediğini iddia etmişti.



Yine aynı Ahmet Çakar, Türk futbolunun 40 yıldır pislik içinde yüzdüğünü, hatta 2000-2006 arasındaki yılların şu an içinde bulunduğumuz süreçten daha “kirli” olduğunu yazmıştı.



Şimdi, Ahmet Çakar’ı severiz ya da sevmeyiz. Kendi adıma ikisini de net olarak söyleyemem ancak hepimizin kabul etmesi gereken bir gerçek var. Kendisi çok uzun zamandır futbolun içinde, bu konudaki bağlantıları çok sağlam ve kulağı da hayli delik. Bir nevi Türk futbolunun kara kutularından.




Son günlerde aklıma takılan konu şu ki; Ahmet Çakar şike soruşturmasında Fenerbahçe’yi, Aziz Yıldırım’ı suçlarken sürekli olarak emniyetten sızdırılan “tape”lere, yani delillere göre konuşuyor. “Okuduğum tapelerden anladığım kadarıyla Aziz Yıldırım bu işe bulaşmış” diyor. Normalde kendisinin bu tavrını eleştirirdim, eleştiriyorum da ancak konu o değil. Konu, Ahmet Çakar’ın da bu süreci teknik takip dosyalarından takip ediyor olması, bir başka deyişle 3 temmuzdan önce kendisinin de olaydan haberdar olmaması.



Yani Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi maçı için öne sürdüğü iddialarda isim, yer, zaman verebilen, şahit gösterebilen; aynı şekilde “40 yıldır Türk futbolu pislik içinde, özellikle 2000-2006 yılları arası daha kirliydi” diyebilen; hakemlik ve yorumculukla geçirdiği yıllar içerisinde edindiği sayısız bağlantı sayesinde futbolda dönen tüm pisliklere neredeyse birebir şahit olan Ahmet Çakar’ın, bu süreçten haberi yok.



10 aydır emniyet teknik takip yaparken, iddia edildiği üzere ortada tonla manipüle edilen maç, bağlanan oyuncu ve bir o kadar da kirli işler dönerken bunların hiçbirisi o “her şeyi bilen” Ahmet Çakar’ın kulağına bile gitmemiş. O da herkes gibi olayı 3 Temmuz günü öğrenmiş, davayı herkes gibi savcılık delilleri üzerinden takip ediyor, yorumlarını kendi bağlantıları üzerinden değil, elindeki “sızdırılan” verilere göre yapıyor.



Şimdi soruyorum; sizce böyle bir şey ne kadar mümkün? Yani Türk futbolunun içinde geçirdiği yıllar boyunca bağlantıları sayesinde her türlü “kirli” oyuna bir şekilde şahit olan, her konuda bazı duyumlar alan Ahmet Çakar’ın 10 aylık süreçte olup bitenleri atlaması, en ufak bir şekilde konuya vakıf olamaması mümkün mü?



Katıldığı programlarda olayları kendi duyumlarıyla anlatmak, “Benim o dönemde de kulağıma bazı şeyler gelmişti, demek ki doğruymuş” demek yerine diğer yorumcular gibi değerlendirme yapması mümkün mü?



Gerçek ya da yalan, bir şekilde Avrupa Kupası maçlarında olup bitenler, gazetelere-televizyonlara yansımayan olaylar hakkında dahi konuşabilen Ahmet Çakar’ın, bu olay hakkında 3 Temmuz öncesi kendi edindiği verileri kullanarak bir fikir öne sürememesi mümkün mü?



Kısacası; kendi iddialarına göre her şeyi bilen Ahmet Çakar’ın, bu olayları bilmemesi mümkün mü?



Eğer cevabınız “Hayır” ise bu durumda 2 ihtimal beliriyor; 1.si Ahmet Çakar son 40 yılda meydana gelen çoğu olayı bildiği gibi bunu da biliyordu, ancak sustu ve şu anda da dışarıdan izliyormuş gibi görünüyor. 2. ihtimal ise şike soruşturmasının düzmece olduğu. Yani Fenerbahçe taraftarının 2 aydır dillendirdiği gibi görüşme kayıtlarının istendiği gibi kesilerek, aralarından cımbızla cümleler seçilerek “şike varmış” görüntüsünün verildiği.



Bu fikir bende neden oluştu? Tekrarlıyorum, Fenerbahçe taraftarının Ahmet Çakar hakkındaki görüşleri masumiyet karinesini ihlâl etmesinden dolayı değişmeyecek, siz de seversiniz ya da sevmezsiniz. Ancak aylarca çok sayıda maçın manipüle edildiğinin, oyuncuların bağlandığının iddia edildiği bir sürece Ahmet Çakar uzak kalmış olamaz.



Eğer Ahmet Çakar’ın en azından kulağına bir şeyler gitmemişse, ortada şike diye bir durum yoktur. Benim bildiğim Ahmet Çakar; “Okuduğum tapelere göre” diye konuşmaz; direkt olarak “Şu kişiden duymuştum, Fenerbahçe’nin şike yaptığını biliyordum” der.



Bizzat karışmıştır demiyorum; ancak bu ülkede o tip işler ondan habersiz olmaz.



Saygılarımla.



Onur İnal


#sanasozyinebaharlargelecek



3 Eylül 2011 Cumartesi

Federasyon Asıl Şimdi Köşeye Sıkıştı

24 Ağustos Çarşamba akşamında bu yana yaşanan Şampiyonlar Ligi karmaşası malum. Aslında pek de karmaşık bir yanı kalmamıştı bugüne kadar. Fenerbahçe men edilmiş ve men edilen Fenerbahçe’nin yerine de Trabzonspor Şampiyonlar Ligi’ne dahil edilmişti.

Fenerbahçe cephesinden gelen “Trabzonspor da şikeyle yargılanıyor; başkanının yurtdışı yasağı var.” Şeklindeki itirazlar da olayın hemen ertesi gününde Sadri Şener’in yurt dışına çıkış yasağı apar topar kaldırılarak geçersiz kılındı. Yani Trabzonspor “Çekirdek Seyircileri” isimli yazımda bahsettiğim “tarafsız kamuoyu”nun gözünde bir kademe daha aklanmış oldu.

Tabi bu olay için akla gelen sorulara da Trabzonspor cephesinden “Avukatlar yasağa itirazı 3-4 gün önceden yapmıştı” şeklinde gelen yanıt kimleri tatmin etti bilemiyorum. Ancak Şampiyonlar Ligi kontenjanında yapılan değişiklik, ertesi gün yurtdışı yasağının kalkması, yasağın tarihinin eski oluşuna rağmen yasağa yapılan itirazın Şampiyonlar Ligi kurasından hemen önce yapılması filmlerde dahi eşine ender rastlanan müthiş bir tesadüfler zinciri.

Neyse, konuyu dağıtmadan yazı başlığında belirttiğimiz meseleye gelelim. Trabzonspor'un katılacağının netleşmesiyle karmaşa bitti demiştik; ancak Bursaspor, UEFA’ya Şampiyonlar Ligi’ne katılmak için başvuru yaptı. Gerekçesi de Trabzonspor yöneticilerinin de şike soruşturması kapsamında yargılanıyor olmasıydı. Neticede Fenerbahçe de; yöneticileri yargılandığı için men edilmişti.

Şimdi gelelim tabir yerindeyse zurnanın “zırt” dediği yere. UEFA; Şampiyonlar Ligi’ne Fenerbahçe’nin yerine Trabzonspor’u kağıt üzerinde kendisi almadığı, yani Karar Türkiye Futbol Federasyonu’na ait olduğu için Bursaspor’a “Kendi federasyonunuza başvurun.” yanıtını verdi. Ve Bursaspor da cuma günü haliyle bu konuda federasyona başvurusunu yaptı.



Bu yazı yayınlandığı esnada muhtemelen henüz karar çıkmamış olacak. Muhtemelen çoğumuzun tahmini benimkiyle aynıdır; ben de ortak tahminimizi dillendirmiş olayım burada.

Türkiye Futbol Federasyonu; hiçbir yöneticisi şike soruşturmasında yargılanmayan Bursaspor’un; başkanı şikeden yargılanmakta olan Trabzonspor’un yerine Şampiyonlar Ligi’ne katılma talebini reddedecek.

Fakat bu reddin gerekçesi ne olacak, acaba mantıklı bir gerekçe öne sürülebilecek mi, ya da bir şekilde Bursaspor’un talebi geri mi çektirilecek; bu soruların cevabını ciddi anlamda merak ediyorum.

Mevzu şike yapılması ya da yapılmaması değil; olayın siyasî boyutunun olup olmamasıdır. Hükümet – Trabzonspor ilişkisini defalarca yazdık, anlamayanlar için yine yazarız. Basında haliyle hak ettiği kadar ses getirmedi ancak Bursaspor’un mantıken haklı olarak bulunduğu bu talebin reddedilmesi durumunda işin siyasî boyutu biraz daha netleşecektir.

Velhasıl kelâm, Türkiye Futbol Federasyonu Bursaspor’un bu hamlesiyle ciddi anlamda köşeye sıkışmıştır. Pek umudum olmasa da basının talebe cevap geldikten sonra bu konuya gerekli ilgiyi göstermesi ve konunun kamuoyu vicdanında yeterli derecede değerlendirilmesini sağlaması dileğiyle;

Saygılarımla..

Onur İNAL

#sanasozyinebaharlargelecek

1 Eylül 2011 Perşembe

Çekirdek Seyircileri

Bu yazı; Anti Fenerbahçeli kesim için değil; olaylara objektif bakma potansiyeli bulunduğu halde sadece basının dayatmalarıyla yorum yapanlar için yazılmıştır. Oldukça uzun olup, sonunu getirebilmeniz sabrınıza bağlıdır. Okuyanlara şimdiden teşekkürler.



Birilerinin telefonları 10 ay boyunca dinleniyor; aralarında Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’un oynadığı karşılaşmaların da bulunduğu 19 maçta şike yapıldığı ve teşvik primi verildiği tespit ediliyor. Ve her nedense suçüstü yapılmıyor.

22 Mayıs 2011; Fenerbahçe Spor Toto Süper Lig’de 18. Şampiyonluğunu ilân ediyor. Trabzonspor averajla 2. olurken, Beşiktaş sezonu Türkiye Kupasını kazanarak tamamlıyor.

23 Mayıs 2011; savcı soruşturma için düğmeye basmıyor.

Mayıs ayı bitiyor; savcı soruşturma emrini halen vermiş değil.

Haziran ayından da 10 gün geçiyor; savcıda halen “tık” yok.

11 Haziran tarihinde 2011 yılı genel seçimleri yapılıyor; Trabzon halkının lig şampiyonluğunun kaybı nedeniyle öfke kustuğu AKP; trabzon’dan %60 ; Türkiye genelinde ise %50 oy toplayarak seçimi lider tamamlıyor.

Haziran ayı da bitiyor; savcıdan halen bir hareket gelmiyor.

3 Temmuz günü; savcı deyim yerindeyse “düğmeye basıyor.”

Ve o andan itibaren stadlardan sonra; evlerde de “çekirdek seyircisi” dönemi başlıyor. Stadlardaki çekirdek seyircisi nasıl bağırmıyor, takımına destek vermiyor, sadece çekirdek yiyip maç izliyorsa; evlerdeki çekirdek seyircisi de olayları sorgulamıyor, mantık çerçevesinde değerlendirmiyor. Sadece televizyonun, gazetelerin kendisine dayattığını alıyor, süzgeçten geçirmeden kabulleniyor.

Çekirdek seyircisi; bu soruşturmanın neden seçim sonrasında yapıldığını kendisine sormuyor; güçler ayrılığı ilkesine göre bağımsız olması gereken yargı mensubu olan bir savcının; kimlerden aldığı direktifle soruşturmayı seçim tarihinin sonrasına ertelediğini sorgulamıyor.

3 Temmuz 2011’den itibaren; Fenerbahçe şike ile suçlanıyor. Aziz Yıldırım ve Şekip Mosturoğlu başta olmak üzere spor camiasından önemli isimler Sporda Şiddet Ve Düzensizliğin Önlenmesi’ne yönelik yasa kapsamında gözaltına alınıyor; çekirdek seyircisi “Fenerbahçe şike yapmış” diyor. “Yahu bu adamlar değil miydi bu yasayı çıkartmak için en çok mücadele edenler?” diye sormak, yalnızca birkaç ay öncesini hatırlamak zahmetine girmiyor. Çünkü televizyonda “Fenerbahçe şike yaptı” temalı haberler izliyor; gazetelerdeki “The End” ve türevi manşetler onu ve onun gibilerini kolaylıkla yönlendirebiliyor.

Emmanuel Emenike gözaltına alınıyor. Bir takım gazetelerde “Emenike’nin şike parası sayarken çekilmiş videosu var” şeklinde haberler çıkıyor. Ardından Emenike’nin suçsuz olduğu anlaşılarak serbest bırakılıyor. Ancak çekirdek seyircisi bunu görmeyerek gazetede okuduğu haberler üzerine yorum yapıyor; bu da karşımıza şu günlerde dahi Emenike’ye çamur atabilen zihniyetler çıkarıyor. Azıcık mantıklı bakarak, “Yahu bu adam bir şey yapsa en azından yurt dışı yasağı olurdu, Moskova’ya nasıl gitti?” şeklindeki bir soruyu kendisine soramıyor.

Sivasspor kalecisi Korcan Çelikay’ın, şike yapması karşılığında araba aldığını, arabanın kız kardeşinin adına kaydettirildiği haberleri çıkıyor. Olayları yeterince araştırmadan önyargıyla karar vermeyi seven “çekirdek seyircisi”, Korcan Çelikay’ın kız kardeşinin olmadığı detayını öğrenme zahmetinde bile bulunmuyor. Ağabeyi İlhan Çelikay’ın “6 aydır kardeşime araba bulmak için Ankara’da dolaşmadığım galeri kalmadı, son 3 gün menajeriyle bu konuda yaptığım görüşmeyi dosyaya koymuşlar” şeklindeki ifadelerinden haberi dahi olmuyor. Şike yapacak olan kalecinin, kasti olarak hatalı gol yemeyeceği gerçeğini idrak edemiyor olması ise vahim. Çünkü dedik ya bir kere, adı üzerinde, çekirdek seyircisi. Zahmete girmek yok, sunulanla yetiniyor.

İnternet ortamında klasör klasör sorgu kaydı dağıtılıyor. “Fenerbahçe’yi küme düşürün” diyebilecek kadar bu işlerle ilgilenen çekirdek seyircisi, zahmet edip de o dosyalardan edinerek kendi objektif değerlendirmesini yapmıyor. Ki bunu yapsa Korcan Çelikay ile menajerinin yaptığı telefon görüşmelerini de görür. Bunlardan birinde menajerinin söylediği “Hocayla konuştum, Hakan’ın durumuna göre getirebiliriz, sen ameliyatını hallet tatilini yap” şeklindeki ifadeyi okur. Bu sayede söz konusu görüşmede bahsi geçen hocanın Tayfur Havutçu, Hakan adlı şahsın Hakan Arıkan olduğunu; dolayısıyla bu görüşmenin Korcan’ın Beşiktaş’a geri dönüş durumunu değerlendirmek amacıyla yapılmış olduğunu rahatlıkla anlayabilir. Ve muhtemelen futbolla ilgilenen herkesin rahatlıkla çözebileceği bu diyalogdan nasıl şike tespiti yapılabildiğini de sorgular. Ama bunların hiç birine gerek yok, “O” sadece Fenerbahçe’nin küme düşmesini istiyor.

Sorgu kaydı demişken; söz konusu kitle, medyada çıkan kısımları görüyor ve buna göre değerlendirme yapıyor. Ancak bu belgelerin özellikle sızdırılmış olduğunu atlıyor. Kendisi gibi olayları olduğu gibi kabullenen, irdelemeyen insanlardan oluşan Fenerbahçe aleyhtarı bir kamuoyu yaratılmak istendiğinin farkında bile değil. “Emniyet, neden işi gücü bırakmış Fenerbahçe hakkındaki belgeleri çarşaf çarşaf servis ediyor” sorusunu da soramıyor.

Faik Işık; haftalardır gizli saklı değil, ayan beyan televizyon kanallarına çıkarak “10 aylık dinlemede Aziz Yıldırım’ın sözlerinden kaydedilenlerin arasından cımbızla seçmişler, dosyaya eklemişler, konuşmaların tamamını bize göstermiyorlar” diyor. Alenen yargıyı ve emniyeti suçluyor, yalan söylemesi durumunda suç işlemiş olacağını en iyi o biliyor. Ancak savcıdan ısrarla tekrarlanan bu sözler üzerine hiçbir açıklama gelmiyor.

Fotospor Gazetesine röportaj veren İlhan Çelikay, ertesi gün apar topar gözaltına alınıyor. Ayrıca soruşturma başlayalı haftalar olmasına rağmen gayet dağınık bir yöntem izleniyor ve gözaltılar nedense şüpheli isimlerin kaçma ihtimaline rağmen dalga dalga geliyor.

Ergenekon-Balyoz süreçleriyle ünlenen; 3 Temmuz tarihinden önce; boş bir arsada yürürken bir futbol topu bulsalar önce uzun süre ne olduğu hakkında tartışıp, ardından polisi arayarak bomba ihbarında bulunması muhtemel 2 zat; Mehmet Baransu ve Rasim Ozan Kütahyalı; bir anda spor programlarında boy göstermeye başlıyor.

Trabzonspor-Gaziantepspor maçı öncesinde bir bakan, Gaziantep’e giderek Gaziantepspor yöneticilerine stad sözü veriyor.

Karabükspor kalecisi Tomic; kendilerine herhangi bir fayda sağlamayacak olmasına rağmen Fenerbahçe maçının uzatma anlarında köşe vuruşu kullanılırken Fenerbahçe ceza sahasında gol arıyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 3 Temmuz’dan bu yana düşüşte olan hisseleri, federasyonun akşam saatlerinde bekleme kararını açıkladığı 15 Ağustos tarihinde gün içerisinde aniden yükselişe geçiyor.

Aklı başında Galatasaray, Beşiktaş taraftarlarının dahi “adam gibi adam” olduğunu bildiği Alex De Souza hakkında şikeye bulaştığına yönelik yayınlar yapılıyor.

Soruşturmanın başından itibaren gelen talepler reddedildiği halde, savcı hakkındaki iddiaların tavan yaptığı dönemde bir anda yayın yasağı kararı alınıyor.

Fakat ne yazık ki bunların hiçbirisi söz konusu kitle tarafından sorgulanmıyor.

Bu arada, tüm bunlar olurken diğer tarafta da terör eylemleri artıyor; ancak şehit sayısının arttığı zamanlarda bu tür haberler dikkat çekebiliyor. Deniz Feneri soruşturmasının Türkiye ayağı başlıyor, şike soruşturmasında dikkatler savcıya yönelene kadar alınmayan yayın yasağı kararı; Deniz Feneri dosyası için apar topar çıkarılıyor. Ardından, soruşturmayı yürüten savcılar görevden alınıyor.

Ve yine ne yazık ki; bunlar da toplumun önemli bir kesiminin dikkatini çekmiyor. Çünkü medyanın büyük bölümü işine geldiği şekilde kamuoyuna şike soruşturmasını sunuyor; ve bununla yetinen kesim arka planda neler olduğunu araştırmıyor.

Buraya kadar okuyan var mıdır, bilmiyorum. Yazıyı toparlamadan önce bir not; takip edenler bilir. HSYK savcı hakkındaki şikayetlere istinaden müfettiş görevlendiriyor. Bu arada Fenerbahçe’nin federasyon kararıyla Şampiyonlar Ligi’nden men edilişinin ertesi gününde Sadri Şener’in yurt dışına çıkış yasağı kaldırılıyor.

Ancak nedense, savcıyı soruşturan müfettişleri ve Sadri Şener’in yurtdışına çıkış yasağını kaldıran hakimi atayan kurumun HSYK olduğu; söz konusu HSYK’yı 12 Eylül referandumu sonrası yapılandıran hükümetle, Amerika’nın dahi inkâr edemeyip özür dilemek zorunda kaldığı Wikileaks belgelerinde Trabzonspor’a örtülü ödenekten para aktardığı ispatlanan hükümetin aynı hükümet olduğu gerçeği göz ardı ediliyor.

Yani özetle; “Kimi kime şikâyet ediyorsun kardeşim?” demek kimsenin aklına gelmiyor.

Tekrar belirtmekte fayda var; bu yazı “Anti Fenerbahçeliler” için değil; olayları objektif açıdan değerlendirme potansiyeli bulunan, ancak araştırmayan, irdelemeyen, televizyon ve gazetelerin kendisine dayattıklarıyla yetinenler için yazılmıştır. Bu kişilerin bir kısmı, temel besin maddesi makarna ve en sık kullandığı yakacak kömür olanlarla aynı kişilerdir. Ve bu kişiler, maalesef toplumun hiç de küçümsenemeyecek bir kesimini oluşturuyor.

Çekirdek seyircilerinin sadece stadyumlarda değil, her alanda hızla azalmaları dileğiyle..

Saygılarımla.

Onur İnal


#sanasozyinebaharlargelecek

http://twitter.com/#!/pikuee

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Herkes Önce Kendisine Baksın

3 Temmuz tarihinden bu yana yaşananları hepimiz izliyoruz. Bu konularda futbol camiasının her kesiminden; her taraftar grubundan farklı sesler yükseliyor. Yargısız infaz yapandan tutun da “bekleyelim, görelim” diyerek sakin tavır alanlara kadar her türden tepkiyle karşılaşmak mümkün.



Tüm bu tepkiler içerisinde bana en ilginç gelenleri ise “İbretle İzliyoruz” başlıklı yazımda dile getirmiştim. Sadri Şener özelinde Trabzonspor’u eleştirmiş; ayrıca da Beşiktaş taraftarı olması nedeninden ziyade, spor yazarı demeye dilimin varmadığı Turgay Demir’e seslenmiştim. Ancak müsaadenizle bu yazıda Beşiktaşlı herhangi birine değil; Beşiktaş taraftarının tümüne olmasa da geneline seslenmek istiyorum.



Şike soruşturmasının patlak verdiği günden itibaren; Büyük çoğunluğunuz Fenerbahçe’ye yüklendiniz. İlk günlerde çıkan “Emenike’nin şike parası sayarken çekilmiş videosu var” türündeki haberleri baz alarak; o belirsizlikte “şike” yaptığımız hükmüne vardınız. Hatta olayı daha da abartan Çarşı grubu; resmi sitesi olan forzabesiktas.com'un girişinde Trabzonspor için şampiyonluk kutlaması mesajı dahi yayınladı. Bu hareketin hemen ertesi gününde Trabzonspor Kulübü Başkanı Sadri Şener’in gözaltına alınmasıyla birlikte sitedeki görseli apar topar kaldırarak ne kadar komik bir duruma düştüklerini hepimiz hatırlıyoruz.

 
Bu olaydan yalnız 2 gün sonra; soruşturmaya Beşiktaş da dahil oldu; hem de kıyısından köşesinden de değil; direkt olarak teknik direktörü Tayfur Havutçu ve asbaşkanı Serdal Adalı’nın gözaltına alınmasıyla. Ardından da söz konusu 2 ismin tutuklanarak Metris Cezaevine gönderildiğini biliyoruz.



Bu noktaya kadar Fenerbahçe’ye yüklenen; bize henüz iddiaların güvenilirliği net değilken “şikeci” yakıştırması yapan Beşiktaş taraftarının; bu son gelişmeyle birlikte Serdal Adalı’ya; özellikle de Fenerbahçe taraftarlarının büyük çoğunluğunun dahi neredeyse Aziz Yıldırım kadar savunduğu Tayfur Havutçu’ya sahip çıkması bekleniyordu. Neticede biri asbaşkanları, diğeri de yeteneklerinden çok beyefendiliğiyle tanınan eski futbolcuları&yeni teknik direktörleri Tayfur Havutçu’ydu. En azından isnat edilen suçlar ispat edilene kadar camiaları, taraftarları tarafından savunulacaklarına kimsenin şüphesi yoktu.


Peki bu beklentilere rağmen Beşiktaş taraftarı ne yaptı? Önce forzabesiktas.com’dan söz konusu isimlere “masum olduğunuza inanıyoruz ancak aklanın da gelin” diyerek seslendi. Ardından Beşiktaş J.K yönetimi; şike iddialarının muhatabı olan karşılaşmayla kazandıkları Türkiye Kupası’nı aklanana kadar iade edeceklerini açıkladı. Ve bu hareket; başta Beşiktaş taraftarları olmak üzere Fenerbahçe aleyhtarı kesim tarafından takdirle karşılandı. Beşiktaş’ı örnek almamız gerektiğini söyleyenler nedense; “Kupayı iade ettikten sonra kupanın kendilerine sağladığı haklardan, Avrupa Ligi’nden de feragat edecekler mi?” şeklindeki soruyu kendilerine hiç sormadılar.



Fenerbahçe taraftarları olarak biz; “Suçluysak cezamızı çekmek istiyoruz; önce adalet” dediğimiz halde Beşiktaş taraftarı bunu görmeyerek; basının belden aşağı haberlerine, savcının çelişkili tavırlarına verdiğimiz tepkileri “şikecileri savunuyorlar” söylemiyle eleştirdi. Fenerbahçe taraftarı tepkilerini sadece sosyal medyada, bilgisayar başında değil; sokaklardaki, meydanlardaki, cezaevi önlerindeki eylemleriyle; Fenerium’lara akın etmesiyle de hayata geçirdi. Buna karşılık Beşiktaş taraftarı ise sustu, izledi ve zaman zaman forumlarında yaptığı özeleştirilerde “Aziz Yıldırım’ın gönderdiği mektubun fotokopisini satsalar bizi geçerler” ifadesini kullanarak durumun kendi açısından vahametini ortaya koydu. (Halen haber1903 isimli sitede söz konusu ifadeler mevcuttur)



Tabi ki Beşiktaş taraftarının bu tutumu; kendi teknik direktörüne, yöneticisine sahip çıkmaması beni ilgilendiren bir durum değil. Nihayetinde ben, Fenerbahçeli’yim ve Beşiktaşlı’lardan bu olaylara tepki göstermelerini beklemem saçma. Bütün bunları yazarken aslında tek bir şeye dikkat çekmek istedim.



Şimdi tümüne olmasa da Beşiktaş taraftarının geneline sesleniyorum. Yazdıklarımın ötesinde sizin de çok iyi bildiğiniz gibi söz konusu “Şike” soruşturmasında öyle veya böyle sizin de isminiz geçiyor. Yöneticinizi, stadınızın güvenlik müdürünü geçtim ancak teknik direktörünüz cezaevinde. Yani, bize yüklenmekten daha önemli sıkıntılarınız mevcut.


Buna rağmen; halen kendinize bakmadan bize “şikeci” diyerek yüklenmeniz cahillik; bizim, başkanımızı ve yöneticilerimizi savunmamızı eleştirmeniz ise komiktir. “Fenerbahçe şike yaptı” diyen Beşiktaş taraftarı önce Tayfur Havutçu’nun neden cezaevinde olduğunu; 2004’teki Çaykur Rizespor maçının da içinde bulunduğu dönemi; 2006’da Yıldırım Demirören’in Adnan Polat’la Papermoon’da yediği yemekten sonra mekânın önünde verdiği demeci ve Cumhuriyet gazetesinin vakt-i zamanında neden “Beşiktaş Sahaya Şeref’siz Çıktı” şeklinde bir manşet attığını düşünecek; eğer bunlardan vakit bulabilirse bize saldıracak. Rahmetli Kazım Kanat’ın 2004’teki olaylardan duyduğu utancı belirttiği yazıdan da biraz örnek alacak.



Sonuç olarak; biz Fenerbahçeli’ler, Beşiktaş taraftarından kendi insanlarına bizim gibi sahip çıkmalarını beklemiyoruz. Bunu yapmamaları tamamen kendi ayıplarıdır, ve bizi zerre alâkadar etmez. Ancak kendi camialarını savunamadıkları gibi; bizim camiamıza laf atmalarını da acizlik olarak görüyor ve diyoruz ki;



Artık yeter; önce kendinize bakın, kendi vicdanlarınızı aklayın; öyle gelin.



Saygılarmla..



#sanasozyinebaharlargelecek


http://twitter.com/#!/pikuee

26 Ağustos 2011 Cuma

İhale Nasıl O'na Kaldı?



Mehmet Ali Aydınlar; kim olduğunu, özgeçmişini yazmaya gerek yok. Herhangi bir nedenle bu sayfada bulunan herkes kim olduğunu biliyor. Bilenlerin bir kısmı saygıyla anarken; bir kısmı da isminin yanından negatif ifadeleri eksik etmiyor.


İşin trajikomik tarafı; bahsettiğim iki grubun son 2 günde yer değiştirmiş olması. 

Daha açık yazayım.



Mehmet Ali Aydınlar 24 Ağustos 2011 tarihinden önceki 52 gün boyunca bir kesim tarafından;




“Fener’asyon Başkanı,


Aziz Yıldırım’ın adamı,


Şikeyi örtbas edecek,


Bizi Avrupa’ya rezil edecek,


Fener’e ceza vermez,


Neden Aziz Yıldırım’ı ziyaret etti,


Türk futbolunu kaosa sürükleyecek,


Delillere rağmen düşüremiyor,


Fenerbahçe’yi koruyor”

Şeklinde suçlamalara maruz kalırken, 24 Ağustos’tan itibaren diğer kesim tarafından;


“Hükümetin adamı,


Fenerbahçe düşmanı,


Hakkımızı yedi,


Emeğimizi çaldı,


Uefa’dan korkup bizi yaktı,


Hukuk kurallarını çiğniyor,


Yalan söylüyor,


Ülkesinin kulübüne sahip çıkamadı”


Şeklindeki ifadelerle muhatap oluyor.


Yani an itibariyle Türkiye’de; takımı farketmeksizin futbolla kıyısından köşesinden ilgilenip de Aydınlar hakkında olumlu düşünen bir kişi bulmak imkansız diyebiliriz. Evet, ülke futboluna yön verenlerin aldıkları kararlar birilerine yaranmak için değil; adaleti sağlamak için olmalıdır. Ancak Aydınlar son 54 gündeki icraatlarıyla değil herhangi bir kesimi tatmin etmek; tam aksine herkesin tepkisini çekiyor.


Peki Aydınlar’ın en büyük, ve diğer hatalarına sebebiyet veren hatası nedir?


Fenerbahçeli olması mı? Hayır.


Fenerbahçe’yi küme düşürmemesi mi? Hayır.


Nihaî karar için topu yargıya atması mı? Hayır.


Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’ne göndermemesi mi? Hayır.


Bu saydıklarım kimilerine göre hatadır, maddeler renklere göre değişebilir ancak herkes yukarıdan “Aydınlar’ın hatası budur” diyerek belirli maddeler sayabilir.


Bana göre, Aydınlar’ın en büyük hatası 3 Temmuz 2011 tarihinde yapamadıklarıdır. 30 Haziran Perşembe günü apar topar federasyon başkanı seçilen, ismi yalnızca o tarihten 1 hafta kadar önce ortaya atılan Aydınlar; söz konusu tarihten yalnızca 3 gün sonra Türk futbol tarihinin en büyük bombasını kucağında bulmuştur.


Ve ne yazık ki koltuk sevdasından mıdır, yoksa süreci iyi süzememekten midir bilinmez; 3 Temmuz 2011 tarihinde istifa etmeyerek hem söz konusu süreçteki, hem de belki de kişisel kariyerindeki en büyük hatasını yapmış ve kendisine en büyük zararı vermiştir.


Çünkü Mehmet Ali Aydınlar söz konusu tarihten bugüne kadar geçen 54 gün içerisinde;


Başarılı spor adamı imajını,


Güvenilirliğini,


Başında bulunduğu sağlık kuruluşunun ismini zedelemiş, toplumun rengi fark etmeksizin tüm kesimlerinin tepkisini çekmiş, ve kendisi de muhtemelen fiziksel ve mental olarak üst düzeyde yıpranmıştır.


Tüm bunların da ötesinde, biz Fenerbahçe taraftarlarının gözünde “bitmiş”; ve hayalini kurduğu Fenerbahçe başkanlığı koltuğunu ebediyete kadar kaybetmiştir.


Yazıyı noktalarken şunu da belirtmek isterim ki bu konuda beni düşündüren bir tek şey var. Başarılı bir iş adamı olması ve spora, özellikle de Fenerbahçe’ye katkılarıyla tanıdığımız Mehmet Ali Aydınlar kendi kendine şu soruyu sormuş mudur?


“Bu bombayı benim kucağıma nasıl bıraktılar?”


Saygılarımla..


#sanasozyinebaharlargelecek


http://twitter.com/#!/pikuee

24 Ağustos 2011 Çarşamba

İbretle İzliyoruz

Uzun süredir hiçbir şey yazmadım. Özellikle 3 Temmuz tarihinden; yani şike operasyonunun başladığı günden bu yana da içimden gelmedi. Twitter’da bizden daha iyi bilen büyüklerimizi dinledik yer yer; yer yer de kendimize göre değerlendirmeler yaptık. Ancak ortalık o kadar karışıkken blog yazısı yazacak düzeyde bir şeyler yazmak benim açımdan pek de olanaklı değildi. Bu yazıda da operasyonun değerlendirmesinden ziyade, oyunu kuralına göre oynamayan; belden aşağı vurmanın dozunu kaçıranlardan bahsedeceğim.

Bizim Fenerbahçe taraftarları olarak 3 Temmuz’dan bu yana söylediklerimiz üç aşağı beş yukarı aynı. Bizler; kulübümüz bir pisliğe bulaşmışsa cezasını çekmeyi tabi ki istiyoruz. İtiraz ettiğimiz noktalar ise Türk futbolunun tüm pisliğini üzerimize yıkmaya çalışmaları ve basının sürekli belden aşağı vurması. Buna son örnek olarak da hiç kuşkusuz Alex hakkında çıkarılan haberlerdir. Aslında Alex’le ilgili kısım başlı başına yazı konusu olur ancak özetle; ortada henüz kime ait olduğu belli olmayan büyük bir ayıp vardır. Alex De Souza eğer ifadeye çağırılırsa emniyetin; çağırılmazsa da Taraf ve özellikle de Hürriyet gazetelerinin ayıbı olarak hafızalarımızda kalacaktır. Ki ayrıca Alex ifadeye çağırılmadığı takdirde habere imza atan Hürriyet mensubunun da hukuksal anlamda takipçisi olunacaktır. Bu paragrafa atıpta bulunup Alex’i bu derece savunmamı eleştirir tarzda yorum yazanları da ciddiye almayacağım; baştan anlaşalım. Alex tartışma konusu olmamıştır, olamaz.

Basının son 54 günde yazdıkları, “Emenike’nin videosu var” ayıbı, Baransu, Rok vs. bunlara girmeyeceğim; bilindik şeyler. Ancak özellikle son günlerde ibretle izlediğim 2 isim var.

1.si Trabzonspor Kulübü Başkanı Sadri Şener. Federasyonun delil yetersizliği nedeniyle aldığı lige devam kararından sonra konuşmaya yeniden hız verdiğiniz görebiliyoruz. Kendisini eleştirmekten ziyade soracağım tek soru olacak. Bir tane gazeteci de, Sadri Şener federasyonu eleştirdiğinde “Sadri Bey, Benfica deplasmanına yurt dışına çıkış yasağından dolayı gidemeyen siz değil misiniz?” diye sormadı mı? Kendisi ve kulübü hangi davadan yargılanıyor da Fenerbahçe düşmedi diye sürekli federasyona saydırıyor?

İbretle izlediğim 2. isim ise Fotomaç gazetesi yazarı Turgay Demir. Twitter kullananlar muhakkak denk gelmişlerdir. Köşe yazılarını takip etmiyorum; ancak hem denk geldiğim köşe yazılarında, hem de twitter’daki üslubunda ağır düzeyde tahrik unsuru mevcut. Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım’ı savunanlara açıkça hakaret etmekten, aşağılamaktan çekinmiyor. Ve işin en ilginç tarafı da kendi tuttuğu takımın teknik direktörünün ve yöneticisinin de aynı davadan cezaevinde olduğu gerçeğini atlayarak sürekli biçimde Fenerbahçe’ye ağır şekilde saldırıyor.

İşine gelen sorulara cevap veriyor, işine gelmeyenler karşısında ise ya susuyor, ya da aklı sıra karşısındakini aşağılama yolunu seçiyor. Söylediği lafların nereye gittiğini bilmiyor. “Papermoon” diyerek laf atıyor; cevap olarak “2006’daki Papermoon vakasını da anlatın” dediğimizde kala kalıyor. Bize fütursuzca saldırarak “temiz futbol” vurgusu yapıyor; ancak kendisine rahmetli Kazım Kanat’ın dahi bir yazısında utandığını belirttiği 2004’teki olayları hatırlattığımızda verecek cevabı yok.

İşin acıklı kısmı ise, Türk spor basınında böyle adamlardan “duayen, yılların gazetecisi, üstat” gibi ifadelerle bahsediliyor. Halbuki onca senedir yazı yazan birine göre ifade yeteneği de zayıf. Fikirlerini güçlü bir anlatım tarzıyla sunamadığı için çocukça benzetmeler yapıyor, ve genellikle belden aşağı vurma yoluna gidiyor.

Kadıköy’de son oynanan Shaktar Donetsk karşılaşması malumunuz; olayları biliyoruz. Fiziksel şiddeti desteklemiyorum. Ancak ligin 2. yarısında neredeyse küfür dahi etmemiş bir taraftar kitlesi; ne oldu da günahsız basın emekçilerine, foto muhabirlerine kadar şiddet girişiminde bulunacak noktaya geldi? Bunu biraz düşünmek gerekir.

Taraftarın bu hale gelmesinde en büyük pay sahiplerinden biri de Turgay Demir’dir; bu noktada TSYD’ye de söylememiz gerekenler var. O da muhtemelen bir sonraki yazının konusudur.

Sürç-i lisân ettiysem affola.

#sanasozyinebaharlargelecek

http://twitter.com/#!/pikuee