"Parasını alamadığı için sorun çıkardı."
"Hocasına maçtan önce "hazır değilim" dediği halde basının karşısında "hazırdım, şans verilseydi oynardım" dedi."
"Oynamayacağını nedenleriyle birlikte bildiği halde bilmiyormuş gibi davrandı."
"Zico'yu başkan'a şikayet etti."
"Disiplinsiz."
"Takımın hücumda ağır kalmasına neden oluyor, mücadele gücünü düşürüyor."
"Takım içinde sorun yaratıyor, takım arkadaşları da bundan rahatsız."
"Kendisini Fenerbahçe'nin üzerinde görüyor."
Yazılı ve görsel basını takip etmeyen herhangi birine yukarıdaki satırların Alex De Souza hakkında yazıldığını-söylendiğini anlatsak ağzıyla gülmez. Öncelikle onu bir belirtelim. Başka bir yeriyle de gülmez, zîra gülünecek değil, yakası açılmadık küfürler ettirecek türden ithamlarda bulunuldu son 1 hafta içerisinde Kaptan'a.
Fenerbahçe'nin futbolcudan öte bir değeri yerden yere vuruldu, orantısız güce maruz kaldı, linç edildi.
Ve tüm bunların üzerine Fenerbahçe Spor Kulübü resmî internet sitesinden "Son günlerde takım Kaptanımız Alex De Souza hakkında medyada çıkan hiçbir haber gerçeği yansıtmamaktadır. Oyuncumuza bu derece çirkin ve ağır ithamlarda bulunan medya organlarını şiddetle kınıyor, haklarında hukuksal yollara başvuracağımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz." şeklinde bir açıklama gelmesini bekledik haliyle.
Öyle ya, Aziz Yıldırım hakkında çıkan en ufak olumsuz haberlerin kınandığı, uyduruk transfer haberlerinin yalanlandığı, düğün dernek duyurularının dahi yapıldığı resmî sitede, en azından Kaptan'ı koruyacak bir metin yayınlanırdı herhalde.
Yayınlanmadı.
Bildiğiniz yayınlanmadı. Kaptan en ufak şekilde korunmadı. Bayağı bayağı linç edilmesi izlendi. İzlenmekle kalınsa yine iyi, bizzat Aziz Yıldırım tarafından Beyaz Tv'de Sinan Engin, Akşam Gazetesi'nde Alaattin Metin eliyle linç ettirildi.
Ki Mabed'in "Semih Şentürk" sesleriyle inlediği günlerde hoca'sını korumak aklına dahi gelmeyen, ve bu günlerde yaşadığından dahi şüphe duyduğumuz Aziz Yıldırım'ın Gaziantepspor maçı esnasındaki anons komedisi ve maç sonrası yayıncı kuruluşa verdiği rezil demecin ayrıntılarına girmiyorum bile.
Peki neden?
Fenerbahçe'yi 8 yıldır sırtında taşıyan Alex, ne oldu da böyle ayaklar altına atılmak istendi? Alex, bu iğrenç yaftaları, bu aşağılıkça muameleyi hak edecek ne yaptı?
Mevzuyu hepiniz biliyorsunuz, bir tweet attı. Aykut Kocaman'ı kıskançlıkla suçladı.
Mesele kıskançlıktır, ottur, çöptür, neyse ne.
Ancak Alex; Fenerbahçe'ye teknik direktör olduğu ilk dönemden itibaren verdiği katkıyı dikkate almaksızın "son 5 yılda 1 şampiyonluk" şeklindeki içi boş slogana sığınarak kendisini kesmek isteyen, yokluğunda bir halt edemeyeceğini anladıkça kendisini kullanan ancak arada nadiren de olsa bulduğu fırsatları es geçmeyen, ve bu sezon arkasındaki derme çatma orta sahayı güçlendireceği yerde faturayı kendisine keserek "yaşlanmış, bitmiş" muamelesi yapan Aykut Kocaman'a karşı sadece bir tweet attı.
Adamın yakasına yapışıp "yeter ulan üstüme oynadığın, benimle ne derdin varsa açıkça konuş" demedi, soyunma odasına kilitleyip dövmeye kalkmadı.
Bir tweet attı, ve 2 senedir ayağı kaydırılmak istenmesi görmezden gelinerek, son 1 haftada olup bitenler nedeniyle tüm ihale 10'a bırakıldı.
Sezon sonu sözleşmesi bittiğinde yenilenmesi düşünülmeyen, ancak Alex'in başka forma ile de olsa futbola en az 1 sene daha devam edeceğini bilen Aziz Yıldırım, tepkileri azaltmak adına Alex'in taraftarlara "sinsi" gösterilmesine seyirci kaldı, hatta yer yer bizzat destek oldu.
Daha açık konuşalım, Alex'i futbolu bırakmadan göndermeye Aziz Yıldırım'ın maçası sıkmadı. Taraftara kötü gösterdi, üstüne bir de olan olduktan sonra yaptığı göstermelik görüşmeyle "sorun çözen başkan" imajını tazeledi.
Tüm bunların ötesinde "Alex De Souza" dendiği vakit algılarım kapanır benim. Doğrudur, yanlıştır beni bağlar; "Alex'le 1 sene daha sözleşme yenilensin, gerekiyorsa Aziz Yıldırım yanına Aykut Kocaman'ı da alıp gitsin" zihniyetindeyim.
Ancak şu an, Alex dese ki "bıktım ayak oyunlarınızdan, memlekete dönüyorum", gram üzülmem. Bilâkis sevinirim;
Aykut Kocaman artık boyunu aşan hırsına, çocukça inatlarına kurban edemeyeceği için.
Aziz Yıldırım medyadaki tetikçileriyle, aşağılıkça gösterilerle imajını zedeleyemeyeceği için.
Ve tüm bu iğrençliği görmezden gelip Alex'i günah keçisi ilân eden, küfretmekten, "fitne-fesat" tarzı yakıştırmalar yapmaktan, "takımı karıştırıyor" demekten zerre utanmayan "taraftar" kesimi Alex'i daha fazla hak etmediği için.
Ne derler bizim buralarda, "deveye diken.."
https://twitter.com/pikuee
31 Ağustos 2012 Cuma
6 Mayıs 2012 Pazar
Kurgu'yu Çubuklu'lar Bozacak
2006/Denizli..
Ergendim o zamanlar, 17'nin içindeydim.
Şile'deydim, yatılı okuldaydım.
Maçtan sonra, elimde çubuklu'mla çarşıda bir tur atıp koğuşuma döndüğüm vakit,
Gördüğüm manzara sarı-kırmızıydı.
Pansiyonda ne kadar Galatasaraylı varsa karşımdaydı,
Doluşmuşlardı bizim koğuşa, şampiyonluklarını kutluyorlardı.
Çünkü koca pansiyonda, sabah akşam Fenerbahçe muhabbeti yapan 2 kişi vardı.
Biri bendim, diğeri de zaten raporlu bir çocukcağızdı.
Aramızdaki tek fark, benim kopan kayışın tescillenmiş olmamasıydı.
Kabak benim başıma patlamıştı anlayacağınız.
Sevindiler, bağırdılar, tezahuratlarla inlettiler odayı.
Elimden hiçbir şey gelmedi, sessizce izledim.
Sonra gittiler, 1 ay sonra da okul bitti.
Bir şekilde atlattık, hayat devam etti.
2010/Trabzon..
Çalışıyordum, işimde gücümdeydim.
Bir yandan açıköğretimin son senesindeydim.
Destek amaçlı kursa gidiyordum, işe de yarıyordu hani.
16 Mayıs 2010, pazar..
Final sınavlarına bir hafta kala,
Ders; maliye politikası.
Biletler arkadaşın cebinde, ilk ders bitmiş.
Ara verildiğinde çıktık sınıftan,
Çıkış o çıkış, doğruca Kadıköy'e.
1 puanla kaldım o dersten,
1 sene daha uzadı okul.
Ama umrumuzda mı, şampiyonluğa gidiyorduk.
Sonrası malum, anons skandalı.
Tribünde arkadaşıma nasıl sarıldığımı hatırlarım,
Bir de mevzunun asıl rengini farkettiğimde başımdan aşağı dökülen kaynar suları.
Onu da atlattık ama evelallah, küsmek haddimize miydi zaten.
Daha sıkı sarıldık sevdamıza, geçti gitti.
Tüm söylenenlere kulak tıkadık, hayat devam etti.
Bu günlere gelirsek, Allah'ın belâsı 3 Temmuz sürecine.
Lig başladığında yeşil sahalar umrumda değildi,
Mücadelenin saha dışında olduğuna inananlardandım.
Saha içini hiç kafama takmadım.
Ancak gördüm ki;
Biz sürekli bir yerlerde sevdamızı haykırırken,
Özgürlük için, aklanmak için savaşırken,
Başka yerlerde, başka hesaplar dönüyor.
Bizleri, UEFA'yı dize getirdiğimize inandıranlar,
Uykularımızı kaçıran 24 Ağustos gecesinin davasından vazgeçiyor.
Bizler her yerde "Fenerbahçe tertemizdir" derken,
Birileri "sahaya yansımayan saha dışını bağlamaz" diyerek bizi bir şeylere hazırlıyor.
Gördüm ki;
Senelerdir başarıya aç olan ezelî rakibimiz,
Gizliden gizliye kuyumuzu kazarken, açıktan açığa bir şeyler çeviriyor.
Özkâhya'lar, Özkalfalar havada uçuşuyor,
Burak Yılmaz'lar gidiyor, Yiğit İncedemir'ler geliyor.
Emenike ülkeyi terkedecek hale getirilirken,
Necati Ateş'ler, Amrabat'lar görmezden geliniyor.
Ve medya kamuoyunda "tüm kötülüklerin anası Fenerbahçe" algısı yarattığı için,
Türk sporuna tüm kötülükleri ithâl edenler "melek" muamelesi görüyor.
Türk sporunun şımarık çocuğu Galatasaray,
Her ne yapıyorsa gizlemeden, açıktan açığa yapıyor.
Ve anladım ki;
Biz taraftarlar olarak ne kadar dik dursak da, bir sınırı var.
Çünkü kasklı, plâstik mermili, biber gazlı imamın ordusu sağolsun,
İsyanın dozunu biraz arttırdığımızda dağılma süremiz ortalama 15 dakika kadar.
Ve mührü ellerinde tutanlar,
Fenerbahçe adına söz söyleme hakkına sahip olanlar elimizi kolumuzu bağladılar.
Anladım ki;
Saha dışında, masa başında bozulmayacak bu kurgu.
Yine bir takım hesaplar yapılacak,
Siyasî baskılar gelecek,
Pazarlıklar dönecek.
Ve tüm isyanlarımıza rağmen yönetim bırakın hesap sormayı,
Süreçten olabildiğince az zararla çıkmaya bakacak.
Belki de aramızda "yırttık" diye sevinenler olacak.
İşte tam olarak bu yüzden,
Saha dışında kravatlı'larımız hiçbir varlık gösterememişken,
Artık tüm umutlarımız çubuklu'larda.
Çünkü biliyorum,
2006 ve 2010 travmalarını zor da olsa atlatan ben,
Galatasaray'ın böylesine bir "kurgu"yla,
Pisliğin, kepazeliğin bu kadarıyla,
Göstere göstere, gram utanma hissiyatı barındırmadan,
En fecî kısmı da,
Bize nispet yaparcasına şampiyon olma ihtimalini dahi aklıma getiremezken,
Gerçekleşmesi durumunda kaldıramayacağım.
Çubuklu baki kalacak, yine deli gibi seveceğim,
Ama bu travmayı kolay kolay atlatamayacağım,
Hayat eskisi gibi devam etmeyecek.
Bu yüzden;
Futbolcularımızı çubuklu'yu terk etmeye itenlere inat,
Çubuklu'yu terk edip gidenlere inat,
Kupa isteyenlere, açıktan açığa yukarı itildiği halde halen üzerimize basmaya çalışanlara inat,
Trabzon'da futbolcularımızı uyutmayanlara inat,
Zalad'ları, Doğan'ları, kayıp makbuzları unutup bize çamur atanlara inat,
İçimizdeki Pensilvanyalı'lara inat,
Hesabın büyüğü sahada kesilecek.
Önce Avni Aker'de, sonra Mabed'de kazanacağız,
Madem ki saha dışında haklarımızı koruması gerekenler yetersiz,
10 ayın intikamını "bir kupadan çok daha fazlası"nı ifade eden bir şampiyonlukla alacağız.
13 Mayıs gecesi kupa Alex'in ellerinde yükselirken,
"Koyduk mu" sloganı ete kemiğe bürünecek.
Kurulan ittifaklar bozulacak,
Yakacağız tüm dünyayı.
Sevinç gözyaşlarımız,
En sevdiklerimizin gözyaşlarına karışacak.
Saha dışındaki işimiz bitmese de, "seçilmiş"lerden beklentim yok artık benim.
Düşmanlara en büyük darbe, Mabed'de vurulacak.
Kravatlı'lar bizi hayal kırıklığına uğratsa da, kurgu'yu çubuklu'lar bozacak.
Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek
https://twitter.com/#!/pikuee
Ergendim o zamanlar, 17'nin içindeydim.
Şile'deydim, yatılı okuldaydım.
Maçtan sonra, elimde çubuklu'mla çarşıda bir tur atıp koğuşuma döndüğüm vakit,
Gördüğüm manzara sarı-kırmızıydı.
Pansiyonda ne kadar Galatasaraylı varsa karşımdaydı,
Doluşmuşlardı bizim koğuşa, şampiyonluklarını kutluyorlardı.
Çünkü koca pansiyonda, sabah akşam Fenerbahçe muhabbeti yapan 2 kişi vardı.
Biri bendim, diğeri de zaten raporlu bir çocukcağızdı.
Aramızdaki tek fark, benim kopan kayışın tescillenmiş olmamasıydı.
Kabak benim başıma patlamıştı anlayacağınız.
Sevindiler, bağırdılar, tezahuratlarla inlettiler odayı.
Elimden hiçbir şey gelmedi, sessizce izledim.
Sonra gittiler, 1 ay sonra da okul bitti.
Bir şekilde atlattık, hayat devam etti.
2010/Trabzon..
Çalışıyordum, işimde gücümdeydim.
Bir yandan açıköğretimin son senesindeydim.
Destek amaçlı kursa gidiyordum, işe de yarıyordu hani.
16 Mayıs 2010, pazar..
Final sınavlarına bir hafta kala,
Ders; maliye politikası.
Biletler arkadaşın cebinde, ilk ders bitmiş.
Ara verildiğinde çıktık sınıftan,
Çıkış o çıkış, doğruca Kadıköy'e.
1 puanla kaldım o dersten,
1 sene daha uzadı okul.
Ama umrumuzda mı, şampiyonluğa gidiyorduk.
Sonrası malum, anons skandalı.
Tribünde arkadaşıma nasıl sarıldığımı hatırlarım,
Bir de mevzunun asıl rengini farkettiğimde başımdan aşağı dökülen kaynar suları.
Onu da atlattık ama evelallah, küsmek haddimize miydi zaten.
Daha sıkı sarıldık sevdamıza, geçti gitti.
Tüm söylenenlere kulak tıkadık, hayat devam etti.
Bu günlere gelirsek, Allah'ın belâsı 3 Temmuz sürecine.
Lig başladığında yeşil sahalar umrumda değildi,
Mücadelenin saha dışında olduğuna inananlardandım.
Saha içini hiç kafama takmadım.
Ancak gördüm ki;
Biz sürekli bir yerlerde sevdamızı haykırırken,
Özgürlük için, aklanmak için savaşırken,
Başka yerlerde, başka hesaplar dönüyor.
Bizleri, UEFA'yı dize getirdiğimize inandıranlar,
Uykularımızı kaçıran 24 Ağustos gecesinin davasından vazgeçiyor.
Bizler her yerde "Fenerbahçe tertemizdir" derken,
Birileri "sahaya yansımayan saha dışını bağlamaz" diyerek bizi bir şeylere hazırlıyor.
Gördüm ki;
Senelerdir başarıya aç olan ezelî rakibimiz,
Gizliden gizliye kuyumuzu kazarken, açıktan açığa bir şeyler çeviriyor.
Özkâhya'lar, Özkalfalar havada uçuşuyor,
Burak Yılmaz'lar gidiyor, Yiğit İncedemir'ler geliyor.
Emenike ülkeyi terkedecek hale getirilirken,
Necati Ateş'ler, Amrabat'lar görmezden geliniyor.
Ve medya kamuoyunda "tüm kötülüklerin anası Fenerbahçe" algısı yarattığı için,
Türk sporuna tüm kötülükleri ithâl edenler "melek" muamelesi görüyor.
Türk sporunun şımarık çocuğu Galatasaray,
Her ne yapıyorsa gizlemeden, açıktan açığa yapıyor.
Ve anladım ki;
Biz taraftarlar olarak ne kadar dik dursak da, bir sınırı var.
Çünkü kasklı, plâstik mermili, biber gazlı imamın ordusu sağolsun,
İsyanın dozunu biraz arttırdığımızda dağılma süremiz ortalama 15 dakika kadar.
Ve mührü ellerinde tutanlar,
Fenerbahçe adına söz söyleme hakkına sahip olanlar elimizi kolumuzu bağladılar.
Anladım ki;
Saha dışında, masa başında bozulmayacak bu kurgu.
Yine bir takım hesaplar yapılacak,
Siyasî baskılar gelecek,
Pazarlıklar dönecek.
Ve tüm isyanlarımıza rağmen yönetim bırakın hesap sormayı,
Süreçten olabildiğince az zararla çıkmaya bakacak.
Belki de aramızda "yırttık" diye sevinenler olacak.
İşte tam olarak bu yüzden,
Saha dışında kravatlı'larımız hiçbir varlık gösterememişken,
Artık tüm umutlarımız çubuklu'larda.
Çünkü biliyorum,
2006 ve 2010 travmalarını zor da olsa atlatan ben,
Galatasaray'ın böylesine bir "kurgu"yla,
Pisliğin, kepazeliğin bu kadarıyla,
Göstere göstere, gram utanma hissiyatı barındırmadan,
En fecî kısmı da,
Bize nispet yaparcasına şampiyon olma ihtimalini dahi aklıma getiremezken,
Gerçekleşmesi durumunda kaldıramayacağım.
Çubuklu baki kalacak, yine deli gibi seveceğim,
Ama bu travmayı kolay kolay atlatamayacağım,
Hayat eskisi gibi devam etmeyecek.
Bu yüzden;
Futbolcularımızı çubuklu'yu terk etmeye itenlere inat,
Çubuklu'yu terk edip gidenlere inat,
Kupa isteyenlere, açıktan açığa yukarı itildiği halde halen üzerimize basmaya çalışanlara inat,
Trabzon'da futbolcularımızı uyutmayanlara inat,
Zalad'ları, Doğan'ları, kayıp makbuzları unutup bize çamur atanlara inat,
İçimizdeki Pensilvanyalı'lara inat,
Hesabın büyüğü sahada kesilecek.
Önce Avni Aker'de, sonra Mabed'de kazanacağız,
Madem ki saha dışında haklarımızı koruması gerekenler yetersiz,
10 ayın intikamını "bir kupadan çok daha fazlası"nı ifade eden bir şampiyonlukla alacağız.
13 Mayıs gecesi kupa Alex'in ellerinde yükselirken,
"Koyduk mu" sloganı ete kemiğe bürünecek.
Kurulan ittifaklar bozulacak,
Yakacağız tüm dünyayı.
Sevinç gözyaşlarımız,
En sevdiklerimizin gözyaşlarına karışacak.
Saha dışındaki işimiz bitmese de, "seçilmiş"lerden beklentim yok artık benim.
Düşmanlara en büyük darbe, Mabed'de vurulacak.
Kravatlı'lar bizi hayal kırıklığına uğratsa da, kurgu'yu çubuklu'lar bozacak.
Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek
https://twitter.com/#!/pikuee
23 Mart 2012 Cuma
Biz İkna Olduktan Sonra..
Bugüne kadar insan gibi anlatmaya çalıştık hep bir şeyleri, ve "adalet" istedik. İddia yığınındaki çarpıklıkları kanıtladık, "temiz" olduğumuzu söyledik. Bir takım ilişkilerden bahsettik, "kumpas" dedik. Ve bunları yaparken hep belli bir çizgide gittik; en önemlisi de sesimizi yükseltmek için savunmayı bekledik.
1 ay önce Çağlayan'da yaptı savunmasını Aziz Yıldırım. İsimler verdi, şahitler gösterdi, belgeler ve sözleşmelerle konuştu ve iddia makamının soruşturma esnasında girdiği hukuksuz işleri anlattı. Anlattı anlatmasına ama, hukuksuzluğu bahane etmedi, her şeyi bir bir açıkladı.
Ancak farkettik ki yetmedi.
Çünkü linç tam gaz devam ediyor, cahillik almış başını gidiyor. Savunmayı okumaya dahi tenezzül etmeyenler halen"Fenerbahçe kümeye" nidalarıyla salya saçıyor.
Ve anladık ki artık kullandığımız üsluba da bir "ince ayar" çekmenin vakti geldi.
Bak arkadaşım, seni tanımam, kimsin nesin bilmem. Ama bilirim ki farklı formatlardasın. Kimi zaman "liseli medya"nın emir kulu olmuş bir "gazeteci", kimi zaman yandaş medyanın köpeği, kimi zaman da tuttuğun takım önemli olmaksızın "anti fenerbahçe" zihniyetiyle yaşayan bir zavallısın.
"Bilmemek ayıp değil" derler hani, doğrudur. Ancak 1 ay geçti savunmanın ortaya çıkışının üzerinden. Ve halen okumadıysan, okumadığın halde de "Fenerbahçe kümeye" demekten utanmıyorsan, tam da ıslak odunla dövülesi kıvamdasın.
Bir "inşaat" muhabbetine takmışsın.
Ama sana "Hasan Pınar" desem, "Bugsaşspor'un sol beki mi" diye sorarsın. Para çıkışlarından bahsedersin, "Stil Yapı'ya gitti, sözleşmeleri de var" desem mavi ekranda kalırsın.
"3 Tarla"dan dem vurursun, ancak o hafta için suçlandığımız üç maçtan neden sadece bir tanesinin iddianamede yer aldığına cevap bulamazsın.
Hayatında hiç Karabük'te bulunmamış Seyit İbrahim Kalender'in Karabükspor'la aramızdaki şike bağlantısı kurduğunu sanarsın.
Daha Fenerbahçe idari menajeri yerine İsveç'te yaşayan menajer Hasan Çetinkaya'yı dinlediğini bile bilmeyen kurumun attığı iftiralara inanırsın.
Tüm bunlara rağmen, suç sende değil aslında. Sana kendini bu kadar değerli hissettirende. Şimdi, ağzındaki köpük tabakasını sil, ve düşün bir zahmet "ben kimim" diye.
Bak açık açık anlatayım. 8 aydır saldırdığın Aziz Yıldırım var ya, sadece yargıda aklanmak ve biz Fenerbahçe taraftarlarını iknâ etmek zorunda. Sana karşı bir yükümlülüğü de yok, hesap verme mecburiyeti de.
Madem ki "düşsün" istiyorsun Fenerbahçe, gazeteciysen köşende yaz, ekrandaysan yırt kendini, taraftarsan yüklen federasyona, yargıya, kendi kulüp yönetimine.
Tüm gazeteler-televizyonlar, tüm kulüpler, ülkedeki tüm kurumlar. Hepiniz birleşin, alayınız gelin. Madem ki güçlüsünüz, madem ki büyüksünüz, varsa o kadar etkiniz bu savunmadan sonra ceza alsın Fenerbahçe.
Yine de uyaralım, büyüklük bizde kalsın. Psikolojine yazık, harcadığın efora yazık. Gel, sen daha fazla rezil etme kendini.
Çünkü "biz" temiz olduğumuzu bildikten sonra, istersen milyonluk mail kampanyaları düzenle.
"Biz" Aziz Yıldırım'a inandıktan sonra, Twitter'da yırtın, forumlarda ağla, salya saç yine klavyene.
"Biz" ikna olduktan sonra, sen istersen çıplak koş evinden Taksim'e.
Ama bil ki yine sen üzülürsün, zararın en çok kendine.
Çünkü unutma ki, senden de, senin küçük beynine rağmen sahip olduğun geniş hayal dünyasından da, bu kumpası düzenleyen ve ortak olan tüm kurumlardan da büyüktür Fenerbahçe.
Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek
https://twitter.com/pikuee
1 ay önce Çağlayan'da yaptı savunmasını Aziz Yıldırım. İsimler verdi, şahitler gösterdi, belgeler ve sözleşmelerle konuştu ve iddia makamının soruşturma esnasında girdiği hukuksuz işleri anlattı. Anlattı anlatmasına ama, hukuksuzluğu bahane etmedi, her şeyi bir bir açıkladı.
Ancak farkettik ki yetmedi.
Çünkü linç tam gaz devam ediyor, cahillik almış başını gidiyor. Savunmayı okumaya dahi tenezzül etmeyenler halen"Fenerbahçe kümeye" nidalarıyla salya saçıyor.
Ve anladık ki artık kullandığımız üsluba da bir "ince ayar" çekmenin vakti geldi.
Bak arkadaşım, seni tanımam, kimsin nesin bilmem. Ama bilirim ki farklı formatlardasın. Kimi zaman "liseli medya"nın emir kulu olmuş bir "gazeteci", kimi zaman yandaş medyanın köpeği, kimi zaman da tuttuğun takım önemli olmaksızın "anti fenerbahçe" zihniyetiyle yaşayan bir zavallısın.
"Bilmemek ayıp değil" derler hani, doğrudur. Ancak 1 ay geçti savunmanın ortaya çıkışının üzerinden. Ve halen okumadıysan, okumadığın halde de "Fenerbahçe kümeye" demekten utanmıyorsan, tam da ıslak odunla dövülesi kıvamdasın.
Bir "inşaat" muhabbetine takmışsın.
Ama sana "Hasan Pınar" desem, "Bugsaşspor'un sol beki mi" diye sorarsın. Para çıkışlarından bahsedersin, "Stil Yapı'ya gitti, sözleşmeleri de var" desem mavi ekranda kalırsın.
"3 Tarla"dan dem vurursun, ancak o hafta için suçlandığımız üç maçtan neden sadece bir tanesinin iddianamede yer aldığına cevap bulamazsın.
Hayatında hiç Karabük'te bulunmamış Seyit İbrahim Kalender'in Karabükspor'la aramızdaki şike bağlantısı kurduğunu sanarsın.
Daha Fenerbahçe idari menajeri yerine İsveç'te yaşayan menajer Hasan Çetinkaya'yı dinlediğini bile bilmeyen kurumun attığı iftiralara inanırsın.
Tüm bunlara rağmen, suç sende değil aslında. Sana kendini bu kadar değerli hissettirende. Şimdi, ağzındaki köpük tabakasını sil, ve düşün bir zahmet "ben kimim" diye.
Bak açık açık anlatayım. 8 aydır saldırdığın Aziz Yıldırım var ya, sadece yargıda aklanmak ve biz Fenerbahçe taraftarlarını iknâ etmek zorunda. Sana karşı bir yükümlülüğü de yok, hesap verme mecburiyeti de.
Madem ki "düşsün" istiyorsun Fenerbahçe, gazeteciysen köşende yaz, ekrandaysan yırt kendini, taraftarsan yüklen federasyona, yargıya, kendi kulüp yönetimine.
Tüm gazeteler-televizyonlar, tüm kulüpler, ülkedeki tüm kurumlar. Hepiniz birleşin, alayınız gelin. Madem ki güçlüsünüz, madem ki büyüksünüz, varsa o kadar etkiniz bu savunmadan sonra ceza alsın Fenerbahçe.
Yine de uyaralım, büyüklük bizde kalsın. Psikolojine yazık, harcadığın efora yazık. Gel, sen daha fazla rezil etme kendini.
Çünkü "biz" temiz olduğumuzu bildikten sonra, istersen milyonluk mail kampanyaları düzenle.
"Biz" Aziz Yıldırım'a inandıktan sonra, Twitter'da yırtın, forumlarda ağla, salya saç yine klavyene.
"Biz" ikna olduktan sonra, sen istersen çıplak koş evinden Taksim'e.
Ama bil ki yine sen üzülürsün, zararın en çok kendine.
Çünkü unutma ki, senden de, senin küçük beynine rağmen sahip olduğun geniş hayal dünyasından da, bu kumpası düzenleyen ve ortak olan tüm kurumlardan da büyüktür Fenerbahçe.
Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek
https://twitter.com/pikuee
19 Mart 2012 Pazartesi
Mehmet Arslan Hakkında.
Sayın Hürriyet Yöneticileri;
fcekirge@hurriyet.com.tr
fbildirici@hurriyet.com.tr
vdogan@hurriyet.com.tr
okur@hurriyet.com.tr
3 Temmuz'dan bu yana zorlu bir süreç yaşayan Fenerbahçe'nin taraftarları olarak; Hürriyet Gazetesi'nin spor sayfalarından oldukça rahatsızız. Bu güne kadar hep bu konuda bir şeyler yapılmasını bekledik, ancak herhangi bir değişiklik olmadığını görüyoruz. Fenerbahçe medya lincine uğrarken, üzülerek görüyoruz ki bu linç kampanyasına Hürriyet'in spor sayfaları öncülük ediyor. Fenerbahçe aleyhindeki her türlü asılsız haber abartılarak verilirken, rakiplerimizin haberleri açıkça hasır altı ediliyor.
Fenerbahçe "şike" iddiaları nedeniyle katledilirken; "Kayıp 1 milyon" davası ile ilgili Özel Yetkili Mahkeme'nin verdiği "takipsizlik" kararı "Galatasaray Teşvikten aklandı" başlığıyla veriliyor. Fenerbahçe -o zamanki ismiyle- Acıbadem'in Şampiyonlar Ligi'nde finale yükselişi "Fenerbahçe Finalde" başlığıyla sunulurken; Galatasaray'ın Kupa 2 finali "Helal Olsun Galatasaray" şeklinde sunuluyor.
Rakı şişelerinin, tribünde bıçaklanan insanların, atılan şişelerle komaya giren çocukların hesabı sorulmazken Hürriyet'in spor sayfalarında Fenerbahçe'nin sahasının kaç maç kapanacağı üzerine tahminler yazılıyor.
Hasır altı konusuna dönersek ve maddeler halinde sıralarsak;
- TT Arena’da Volkan Demirel’e atılan rakı şişesi.
- TT Arena’da taraftarın bıçaklanması.
- Felipe Melo’nun kafası, çıkmayan kırmızı kartları.
- Tendona basan Elmander’in Fenerbahçe maçı öncesi cezasının indirilmesi.
- Mehmet Ali Aydınlar’ın İbrahim Akın’a; “Bana Aziz Yıldırım’ı ver, sana lisansını veriyim” teklifi.
- Galatasaray’ın usülsüz transfer girişimleri.
- Çift iddianame.
- Trabzonspor ile AKP hakkında tapelerde yazanlar.
- Mecnun Odyakmaz’ın Trabzonspor’dan gelen teşvik teklifini mahkemede ayan beyan söylemesi.
- Hüsnü Güreli’nin kameralara yakalanan “kurtarışı”
- Bülent Ataman’ın çırpınışları.
- Tapelerde geçen; Melih Gökçek’in Aziz Yıldırım’ı dinlettiği iddiası.
- Erdoğan Bayraktar ve Faruk Özak’ın “ince” ayarları.
- Lütfi Arıboğan’ın 2. ve 3. lig takımlarına ahlaksız teklifi.
- Trabzonspor’un Bucaspor’dan yaptığı Sercan Kaya transferi.
- Tapelerde geçen; Sadri Şener’in Ankaragücü’ne Gabric’i bedelsiz verme teşvik teklifi.
- Tapelerde geçen; Trabzonspor’un Avni Aker restorasyonu için, 1 trilyonluk işi 6 trilyon göstererek, devleti dolandırdığı iddiası.
- Adnan Polat ve Kayıp 1 Milyon.
- Soruşturmada Özel Yetkili Mahkeme tarafından görevsizlik kararı verilmesini, Hürriyet Spor’un “Galatasaray teşvikten aklandı” şeklinde manşete taşıması.
- Aziz Yıldırım’ın maç maç savunması.
gibi oldukça önemli haberlerin es geçildiğini, Fenerbahçe hakkındaki her şey büyütülürken bu haberlerin değerini bulmadığını görüyoruz.
Tüm bunlar, Mehmet Arslan'ın Hürriyet Spor Servisi'ne geçişiyle birlikte meydana geldi.
Hürriyet Gazetesi, daha ne kadar Galatasaray'ın ve yan kuruluşlarının kalesi olmaya devam edecek, Mehmet Arslan önderliğindeki Fenerbahçe aleyhtarlığı daha ne kadar sürecek?
Bizler Fenerbahçe taraftarları olarak tüm bu dikkatimizi çeken saptırmalar, abartılar ve hasır altı edilen haberler için artık ya tek tek izah istiyoruz; ya da istifa çağrılarımıza cevap vermeyen Mehmet Arslan ile ilgili problemi sizlerin çözmesini bekliyoruz. Çözülmediği takdirde, sosyal medyada ara ara yaptığımız boykot çağrıları süreklilik kazanacak ve tek bir Fenerbahçe taraftarı Hürriyet'e tek bir kuruş kazandırmayana kadar devam edecektir.
Saygılarımla.
Onur iNAL
fcekirge@hurriyet.com.tr
fbildirici@hurriyet.com.tr
vdogan@hurriyet.com.tr
okur@hurriyet.com.tr
2 Mart 2012 Cuma
Para Nerde?
+ Araba nerde?
- Müşteride.
+ Para nerde?
- Yarın getirecekler.
Eminim çoğunuz hatırlamışsınızdır bu replikleri. Ortada müşteriye verilen bir çalıntı araba, ancak akıbeti belli olmayan bir para vardı. Ancak bu sefer konu araba değil. Zaten filmdeki araba da “Doğan” değil, geçelim.
“ Para nerde” sorusuna cevap arıyoruz bu sefer. Suçlamıyoruz, kelle istemiyoruz, anlayıp dinlemeden “kupamızı verin” demiyoruz ve kimseyi cezaevlerine layık görmüyoruz.
Sadece soruyoruz, çünkü açıklığa kavuşması gereken durumlar var. Ortada bir şampiyonluk, onca emek, bir tarafta üzüntü, diğer tarafta sevinçle dökülmüş gözyaşları var. Aynı tarihlerde kasadan çıkan ve nereye gittiği belirsiz, makbuzu bulunamayan 1 milyon dolar var.
Ve verilmesi gereken bir hesaba, adlî makamlar tarafından yürütülen bir soruşturmaya rağmen hesap sormayan bir federasyon. “Suçlamıyoruz” dedik, ancak hesap soruyoruz. “Kupamızı verin” demedik ancak en azından göstermelik de olsa bir soruşturma bekliyoruz. Ve açık veren hesaplara, kayıp makbuzlara, ayyuka çıkan teşvik iddialarına karşın kılını bile kıpırdatmayan federasyon yöneticileri görüyoruz.
Adaletin Bekçileri’ne gelecek olursak;
Sürecin ilk haftasından itibaren “karar” diye tutturdunuz, “adalet” bahanesiyle sürekli Fenerbahçe’ye saldırıp durdunuz, sürekli “lekesiz” geçmişinizden dem vurdunuz. O saldırdığınız Fenerbahçe’nin cezaevinde 8 aydır linç edilen başkanı, çatır çatır hesap veriyor. Bu da, verilemeyecek hesabımızın olmadığını gösteriyor. “1 milyon dolar Song’a gitti” diyorsunuz güzel de; Song’un menajeriyle yapılan yazışmada ödenmesi gereken tutarın 113.262 euro olduğu yazıyor. Millet yarın öbür gün lazım olur diye su faturalarını dahi saklarken siz 1 milyon dolarlık makbuzu kaybettiğinizi söyleyedurun; Aziz Yıldırım mahkemede resmî belgelerle konuşuyor. Kulüpten çıkan paraları gazete kupürleriyle değil, sözleşmelerle açıklıyor.
8 aydır çekmediğimiz kalmadı, ama hiç başımızı eğmedik, halen dimdik ayaktayız. Çağlayan’daki savunmalar da gösterdi ki haklıyız, kazanacağız. Üzerimize atılmak istenen çamura rağmen somut ifadeler, net savunmalarla aklanacağız. Rüzgârın şiddeti arttı, ama yönü de değişti. Aklandıktan sonra da bu sürece dahil olan herkesten tek tek hesap soracağız. Yeter ki federasyon artık seyirci kalmasın, 2006 da adam gibi araştırılsın.
Dikkat edin adaletin bekçileri;
Böyle giderse 17’ye düşürülmek istenen şampiyonluk sayımızı 19’a çıkaracağız.
Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek
28 Şubat 2012 Salı
Hangi Seyit, Hangi Hasan?
Duruşmaların ilk turu geride kaldı. 8 aydır merakla beklenen savunmalar ortaya çıktı. Halen Aziz Yıldırım’ın savunmasının tamamını okumadan sallayanlara laf anlatacak, cahille kendimizi yoracak değiliz. Savunmayı genel olarak zaten farklı bir yazıda da değerlendireceğiz. Ancak özel parantez açmadan geçemeyeceğimiz yerler var. Çünkü iddianamede öyle 2 yanlışlık var ki, davayı takip eden herkese pes dedirtiyor.
Bunlardan ilki, Karabükspor karşılaşmasıyla ilgili. İddia makamı Karabükspor karşılaşmasına yönelik iddialarını Emenike transferi ve Karabükspor camiasında etkili bir konumda olan Seyit İbrahim Kalender ile Fenerbahçe yöneticisi Şekip Mosturoğlu ve Avukat Sami Dinç arasında yapılan görüşmelere dayandırmış. Ancak işin tuhaf tarafı; Seyit İbrahim Kalender’in Karabükspor’la bırakın resmî ilişkiyi; herhangi bir şekilde manevî bağı dahi yok. Aziz Yıldırım da savunmasında buna değinmiş ve tüm Karabük halkını da şahit olarak göstermiş. Ayrıca da Türkiye Futbol Federasyonu çalışanı olan Seyit İbrahim Kalender’in Karabükspor genel menajeri Seyit İçgül’le karıştırıldığını belirtmiş.
Karabükspor maçıyla ilgili hatalar bununla sınırlı değil elbet, Emenike transferinin değerlendirilme biçimi de “mantık hatası” olarak karşımıza çıkıyor. Aziz Yıldırım savunmasında bu konuya açıklık getirirken “Transfer için onayımız vardı” diyen Karabükspor başkanının ifadesini kanıt olarak göstermiş. Yani Aziz Yıldırım özetle; “Emenike ile görüştüğümüzden Karabükspor’un haberinin olmaması zaten spor hukukuna göre de suçtur. Ancak Karabükspor yöneticilerinin haberi olduğuna göre ya ortada suç yoktur, ya da bu suça Karabükspor yöneticileri de ortaktır. Suç yoksa neden bu maçla suçlanıyoruz, suç varsa neden Karabükspor yöneticileri suçlanmıyor?” demiş.
“Pes” dedirten bir diğer yanlışlık ise Fenerbahçe Spor Kulübü idarî menajeri Hasan Çetinkaya’yla ilgili. Çetinkaya’nın Gençlerbirliği karşılaşması için menajer Doğan Ercan’la bir takım görüşmeler yaptığı belirtiliyor. Ancak görüşmeleri kaydedilen Fenerbahçe Spor Kulübü’nden Hasan Çetinkaya değil; Doğan Ercan’ın ortağı olan ve İsveç’te yaşayan Hasan Çetinkaya. Yani Doğan Ercan’ın İsveçli 2 oyuncuyu Kayserispor ve Gençlerbirliği’ne satmak için ortağı olan Hasan Çetinkaya ile yaptığı görüşmeler; Fenerbahçe idari menajeri Hasan Çetinkaya ile yapılmış olarak değerlendirilerek iddianameye yerleştirilmiş.
İddianamedeki yanlışlık ve çelişkiler bunlarla da sınırlı değil tabi ki. Ancak kabul etmemiz gerekiyor ki, bunlar en çarpıcı olanlar. Özellikle dinlemeleri yapan emniyet ve iddia makamının aslında küçük araştırmalarla dönebileceği bu yanlışlardan dönmemiş olmaları da halkın gözünde kurumların güvenilirliğini zedeliyor.
Duruşmaların ilk turu; Şekip Mosturoğlu, Cemil Turan, Mecnun Odyakmaz, Bülent Uygun, Mehmet Yenice, Coşkun Çalık ve Ömer Ülkü’nün tahliyesiyle sonuçlandı. Sevgilisini öldürdüğü suçlamasıyla ceza evinde bulunan Cihan Oskay ve üst üste verdiği 2 yanlış maç ifadesiyle dikkat çeken gizli tanık Poyraz’ın da tanık olarak dinleneceği 26 Mart’taki duruşmayı merakla bekliyoruz.
Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek
26 Şubat 2012 Pazar
FM'de Kupa Alıp Aykut Hoca'ya Sallamak..
“Özer neden oynuyor?”
“Mehmet Topuz’un orada işi ne?”
“Ziegler’in yerine Özgür Çek oynasın.”
“Stoch nasıl oyundan alınır?”
Tepkiler genellikle benzer; kimi zaman ise ortak noktada buluşmak imkânsız. Kimi zaman ilk 11’i beğenmez, kimi zaman da değişikliklere takarız. Her şeyden sorumlu tutmak var bir de kadro haricinde. Verdiği hatalı paslar için mi, yoksa yatarak müdahale etmediği için mi kızacağız?
Hepsine eyvallah. Eleştiriye eyvallah, siteme eyvallah, serzenişe eyvallah. Kökten karşı olanlar var bir de. Konuyu hatalardan ziyade meslekî açıdan ele alıp “Hoca değil” yorumunda bulunanlar. Tepki göstermek gereksiz, aksine. Düşündüğümüzde zaten farkediyoruz Aykut Kocaman’ın hoca olmadığını. Ağabey, baba, basın sözcüsü, psikolog, taraftar ve direnişin sembolü, ne derseniz deyin. Biliyoruz bu sezon teknik direktörlükten başka her şeyi yaptığı için saçlarının ağardığını.
Peki eleştirinin, beğenmemenin ötesinde hakaret edeni ne yapacağız? Hatalarını hepimiz eleştiririz ancak küfredecek kadar insanlıktan çıkanı muhatap mı alacağız? FM oynarken 2 oyuncunuz sakatlansa şevkiniz kırılır, “ne yapacağım” diye kara kara düşünmeye başlarsınız. Oyuncuyu da geçtim; sakat bir sisteme karşı dik duran bir adama “Fenerbahçeli’yim” diyen küfrederse diğerlerine ne anlatacağız?
Konuşmak her zaman kolay da; hayatınızda kaç kere federasyon başkanının suratına karşı “Bizi küme düşürün” dedikten sonra takımın başında maça çıktınız?
Takım farka gittiğinde coşarsınız, peki kaç kere 4. golden sonra saha kenarında “atıyoruz ama boşa mı gidecek bunlar” diye düşüncelere daldınız?
Taraftar olarak hepimiz kahrolduk. Ama ya tüm sezonu elindeki kadroya ve Şampiyonlar Ligi’ne göre planlamış bir hoca olsaydınız 24 Ağustos gecesi ne yapardınız?
Ruhsuzluğa kızın, ama en azından bu sene sakin olun ve taktik dehası kimliklerinizi, antrenörlük diplomalarınızı yavaşça yere bırakın. Futbolcuların mücadelesizliğini “bu mudur onur mücadelesi” diye eleştirin, ama “onur mücadelesi” üzerinden Aykut Hoca’ya sallamayın.
Çünkü Fenerbahçeli olmak, Aykut Kocaman’ın sıradan bir sözleşmeli personel değil; içimizden biri olduğunun farkına varmaktır.
Takım deplasmanda yenilgiye dayalı serîlere başlasa da en az O’nun kadar dik durmaktır.
Acıyla yoğruluyoruz, özgürlüğümüze kastedenlere, arkamızdan gaz bombası fırlatanlara, sürekli puan kaybeden takıma rağmen sabırlı olmaktır.
Ve Fenerbahçeli olmak; sadece galibiyetlerden sonra “Nasıl Koydu Aykut Kocaman” tezahuratıyla eğlenmek değil; 3 Temmuz’dan bu yana herkese koyan adama sahip çıkmaktır.
Onur İNAL
#sanasozyinebaharlargelecek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










